“Medeniyet değişimi sürecinde toplumun derinden sarsılan değerler manzumesinin içinde bocalayan insanımızın dramını en ince nüansları ile yansıtır. Bu hikayeler. Çözülen aileler, çalışan, çarpılan, hasta ruhlar ince bir işçilik, bir portre sanatkârı dikkati ile ayrıntılı yansıtan üslup, Rasim Özdenören’in en belirgin özelliğidir. Özdenören, müthiş bir ayrıntı avcısıdır” diyor Erdem Bayazıt ‘Kelimenin Dirilişi’ adlı eserinde. Erdem Bayazıt yıllar önce Rasim Özdenören’i tanımlarken “Gül Yetiştiren Adam” öyküsünü de ana hatlarıyla yorumlamış gibi. Çünkü “Gül Yetiştiren Adam”, medeniyet değişimi sürecinde 50 yıl boyunca hiç dışarı çıkmayarak kimliğini koruyan ama o süreç boyunca kaybedilen değerlere şahitliğin hikayesi. “Gül Yetiştiren Adam”, ne geleneksel hayatı ne de değişen medeniyeti tam kabullenemeyip arada kalıp bocalayanların hikayesi…
Gül yetiştiren adam, iki farklı hikayenin bir arada işlendiği bir roman. Biri Milli Mücadele sonrasında vicdan muhasebesinden dışarı çıkmayan muhafazakâr gül yetiştiren adamın hikayesi, biri de çevre şartlarından etkilenerek dejenere olmuş ama mutluluğu yakalayamamış modernist Sitare’nin...
Kitapta dikkat edilmesi gereken nokta hikayeler arası geçişler. Her iki hikayenin kahramanları, olayları farklı olsa da hikayeler arası geçişlerle tek bir roman olarak sunulmuş. Burada aklımıza şu soru takılabilir hikayeler farklı, kahramanlar arasında bağ yok o zaman neden bir roman olarak birleştirilmiş? Zannımca “Müthiş ayrıntı avcısı” Rasim Özdenören’in bu ayrıntıyı fark edecek okurlar da arıyor oluşundan deyip gelelim farklı hikayeleri buluşturan nedene; her iki hikayedeki kahramanların hem kendileri hem de çevreleriyle çatışmalarından ortaya çıkan dram hikayeleri buluşturmuş diyebiliriz.
Bu arada her ne kadar bambaşka hikayeler desek de