Benim çok severek okuduğum serinin üçüncü kitabı Kalbe Düşüş kitabını okuyana kadar favorim Doğru Hamleydi artık net olarak Kalbe Düşüş.Büyük konuşmak istemiyorum de 2026 en sevdiğim romantik kitaplardan net ilk üçte belkide birinci sırada olacak.
Kai benim bugüne kadar okuduğum en güzel bekar baba oğlu için mesleğinden dahi vazgeçmeyi düşünüyor. Çünkü ona yetemediğini düşünüyor. Hayatını sadece oğluna göre yaşan bir adam Kai. Max o kadar güzel seviyor ki. Miller de , babasına layık olmaya çalışıyor. Hayatı boyunca en iyi ben olmalıyım diye düşünüyor bunun da bir nedeni var tabi. Babası onun için kariyerinden vazgeçtiği için kendisinin ona layık olması gerektiğini düşünüyor. Ama Monty ne ondan bunu bekliyor ne de istiyor. Kai benim okuduğum en iyi bekar baba. Üstüne çıkan biri olacağını da sanmıyorum. Max’e bayıldım. Ama ona birkaç yer de üzülsem de onu o kadar güzel seven bir babası, amcası ve Milleri var. (Babasının arkadaşları da ona bayılıyor.)Kai, Miller’i o kadar güzel seviyor ki. Miller için mutfak eşyaları alıyor ( ben o sahneler de kalbimi bıraktım.)
Miller’i aşık olduğunu anlasa bile yanında kalması için kal diyemiyor. Çünkü Miller’in hayallerin önüne geçmek istemiyor.
Ama Miller eğer dönersen seni ben her şekilde beklerim diyor.
Hatta benim kitapta en sevdiğim alıntı
“Miller. Eğer bir gün kaçmaktan vazgeçip bir yuva kurmaya karar verirsen lütfen benimle kur.” diyor.
Spor romantizmi, bekar baba, bakıcı troplarını seviyorsanız net öneririm. Ki ben seriyi komple okumanızı öneririm
Güzel bir seriydi. Son kitabındaki karmaşalar bazen yorsada sevdiğim bir seri oldu. 6. Kitapta aksiyon tavan! Ateş gibi seven birini anca kitaplarda görürüz zaten ben diyim
bir dönem zweig kitaplarının o derin dünyasını çok sevdiğim için her ay mutlaka 1-2 kitabını okuyordum ama 1-1.5 yıldır ara vermiştim. ara verdikten sonra böyle bir kitapla geri dönmek biraz talihsizlik oldu çünkü açık ara en sevmediğim kitabı oldu. kitabı okurken çok zorlandım, 2 gün boyunca bugün okuyacağım artık diyerek sürekli elimde gezdirdim; neyse ki sonunda okuyabildim ama okumasam da olurmuş. okurken zevk almadım, bitirdikten sonra da ne okudum ben diye durup düşündüm; kısaca sevmedim.
Genel olarak motivasyon kaybı yaşadığım bir dönemde karşıma çıkan ve bana iyi gelen kitaplardan biri oldu. Okurken yazarın anlatım dili bana sık sık Aykut Oğut'u hatırlattı. Özellikle düşünce gücü, inanç kalıpları ve hayata bakış açısıyla ilgili anlatılan bazı konular iki yazar arasında benzerlikler kurmama neden oldu. Ancak bu benzerlikler, daha önce okuduğum bir kitabın tekrarıymış hissini vermiyor hatta tam tersine tanıdık gelen fikirler farklı örnekler ve farklı bakış açılarıyla ele alınıyor. Bu da anlatılanları üzerinde düşünerek benimseyerek hayatıma katmamı kolaylaştırdı diyebilirim.
En sevdiğim yanı ise okurken üzerimdeki zihinsel yorgunluğu hafifletmesi oldu. Sayfalar ilerledikçe olaylara daha olumlu ve sakin yaklaşmaya başladığımı farkettim.
Sen Yeter ki İstePierre Franckh Kesinlikle bu kitabı doğru zamanda en ihtiyacınız olan bir dönemde okuyacaksınız buna eminim çünkü enerjisi çok başka.
Sen Yeter ki İstePierre Franckh · Koridor Yayıncılık · 2025323 okunma
“Şıklık yalnız kıyafetle olmaz. Mizaç ve ahlakça da şık olmak icap eder.”
Şöhret Bey’in züppeliği, kibri ve gösteriş aşkı yüzünden ahlaki sınırlarını kaybedişini okuyoruz.
Herkes kendi seçimlerinin sonucunu yaşar ve Şöhret Bey de öyle oldu.
İnsanı felakete götüren şey çoğu zaman kötü insanlarla karşılaşmış olması değildir, kendi zaaflarını yönetemiyor oluşudur.
Gürpınar’ın ilk romanıdır yani acemilik eseridir diyebiliriz ama yazdığı yıllarda bile çok iyi yazılmış olduğu söylenir ve onun yazdığına inanmazlar. Yine yer yer mizahi dili de ortaya çıkmaktadır.
Gürpınar’ın en sevdiğim romanı olmadı ama toplum içinden bir konu olmasıyla okunabilecek bir kitap.
Kitapla ve sevgiyle kalınız:))
Altı Harfli Bir Tatlı
Bu kitabı okurken gerçekten kendimi bir ailenin salonunda oturuyormuş gibi hissettim. Hani çaylar konmuş, herkes aynı odada ama kimsenin içi tam olarak birbirine açık değil ya… İşte tam o atmosfer. Çok tanıdık, çok bizden.
Dışarıdan bakınca sıradan bir aile gibi görünüyorlar ama sayfalar ilerledikçe o suskunlukların, yarım kalmış cümlelerin altında neler saklı olduğunu fark ediyorsun. Küçücük bir sözün yıllarca nasıl taşındığını, bir bakışın bile insanın içinde nasıl iz bıraktığını anlatıyor. O “altı harfli tatlı” aslında sadece bir şeyin adı değil; sevilmek, kabul edilmek, anlaşılmak… Belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey.
En sevdiğim tarafı şu oldu: Kimse tamamen suçlu değil, kimse tamamen masum değil. Birine kızıyorsun, sonra onun içini görünce yumuşuyorsun. “Tamam ya, o da böyle büyümüş” diyorsun. Bu da kitabı çok gerçek yapıyor. Çünkü gerçek hayatta da böyle değil mi zaten?
Sermin Yaşar’ın dili yine çok sade ama o sadeliğin içinde kocaman duygular var. Bağırmıyor, dramatize etmiyor ama bir cümleyle kalbine dokunuyor. Ben okurken kendi ailemi düşündüm, çocukluğumu düşündüm..
Bitirdiğimde böyle tatlı bir hüzün kaldı içimde. Çok ağlatan bir kitap değil belki ama insanı içten içe yakalıyor. Gerçekten samimi bir aile hikâyesi okumak istersen, hiç düşünmeden öneririm.
#altıharflibirtatlı #şerminyaşar #cansununkitapligi #reels #books