Şerif Muhiddin ve kardeşi Şerif Abdülmecid, Akif'in Darülfünun'dan talebeleridir. Şerif Haydar Paşa, belki de nasıl bir insan olduğunu kendisine oğullarının anlattığı ve şiirlerini büyük bir zevkle okuduğu Akif'le tanışmak istemiş, Eşref Edip'in yazdığına göre, oğullarına özel dersler veren İzmirli İsmail Hakkı Bey'den onu bir gün Çamlıca'ya getirmesini rica etmişti.
Âkif, Şerif Muhiddin'i ilk defa Çamlıca'daki köşke ilk gidişinde dinlemiş ve âdeta büyülenmiştir. Böylece, birçok âlim ve sanatkârın uğrak yerlerinden olan Çamlıca'daki köşkün müdavimleri arasına giren Safahat şairi Şerif Muhiddin'i dinlemekten çok büyük bir zevk aldığını bir mektubunda bütün samimiyetiyle şöyle ifade ediyordu:
"Cedd-i muazzamınızın mukaddes namına yemin ederim ki hayatımda muhalled, maddiyattan mücerred bir zevk duydumsa onu sizinle geçen âlemlerde duydum."
"Onun udunu dinlerken aksırsanız," diyor Midhat Cemal, "Âkif, nezle olduğunuza kızardı.
Bir gece, Çamlıca'daki bu köşkte benim öksürdüğüme öfkelendi: 'Şerif Muhiddin Itrî'nin Segah bestesini çalarken insan hiç öksürür mü?' gibi gözlerle yüzüme baktı.
Bu besteyi Âkif'in ne kadar sevdiğini bildiğim için kabahatli bir yüz takındım. Fakat Şerif Muhiddin'in zaptedemediği kısa kahkaha Akif'in gözlerini tadil etti ve fırtına Âkif'in de gülmesiyle bitti."
Âkif, Şerif Muhiddin'i ömrünün sonunda kadar büyük bir dikkatle takip edecek ve başarılarıyla kendi başarısı gibi gururlanacak, hatta Gölgeler'i, yani yedinci Safahat'ı ona ithaf edecektir.
"Torunun olmadığını da söylemiştin bana, değil mi?"
"Evet."
"Beni sevdiğini de söylemiştin nasılsa."
"Evet."
"Öyleyse neden bizim eve gidip, babamdan beni sana vermesini istemiyorsun?"
Öyle duygulandı ki, doğrulup oturdu; yüzümü avuçlarının arasına aldı.
"Benim küçük oğlum olmayı ister misin?"
"İnsan doğumundan önce babasını seçemez. Ama seçmek elimde olsaydı seni isterdim."
Bir keresinde bana bir kadın gelmişti; bir erkeği o kadar çok seviyordu ki onu öldürmüştü. Bıçakla değil, zehirle değil, onu özgür bırakmayarak; adamı her şeyiyle istiyordu, onu dünyanın elinden almak istiyordu.
"Şu anda seninle geçirdiğim bu saat büyülü gibi. Aylardır ne kadar karanlık, kasvetli, umutsuz bir hayat sürdüğümü kim bilebilir? Hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey beklemeden, geceyi gündüzü ayırmadan; ancak ateşi söndürdüğümde üşüdüğümü, yemek yemeyi unuttuğumda acıktığımı hissederek; sonu gelmez bir keder ve zaman zaman Jane'ime yeniden sarılmak için delicesine istek duyarak. Evet, kaybettiğim gözüme kavuşmaktan daha çok istedim Jane'ime yeniden kavuşmayı. Şimdi nasıl olur da Jane yanımda, beni sevdiğini söylüyor? Geldiği gibi aniden gitmeyecek mi? Korkarım yarın onu bulamayacağım."