Bazı hikayeler yarım kalmaz,sadece kalpte iz bırakarak tamamlanır
Puan vermedi·304 syf.··
2026 1. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 00:10
"Bir Kürt sevdim - Veda", Yazar, sade ama etkileyici diliyle okurun kalbine dokunmayı başarıyor. Karakterlerin içsel çatışmaları o kadar gerçek ki, kendinizi bazen Gülşah'ın yerinde, bazen Şahin'in vicdanında buluyorsunuz.. Gülşah ve Şahin'in acılya yoğrulmuş, ama sevgiyle direnmiş hikâyesine son bakış. Bu kitap, sadece aşkı değil; gururu, pişmanlığı, cesareti ve yeniden doğmayı anlatıyor. .Şimdi, elimde kitabın bıraktığı o büyük boşluk ve üçünçü kitabı sabırsızlıkla beklemenin heyecanı var. Acaba yazar bu hikayeyi nereye taşıyacak? Bu sancılı, bu derin yaranın üzerine nasıl bir merhem sürecek? "Bir Kürt sevdim - Veda", bir aşk hikayesiden çok daha fazlası... Bazı vedalar susarak, bazıları ise içe gömülerek yapılır. Bu kitapta ikisinide bulacaksın.
Bir Kürt SevdimDilek Bilgiç Esen · Müptela Yayınları · 2025975 okunma
Puan vermedi·416 syf.··
2026 54. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 00:00
Şahika Giray hayatını anlatacağı bir röportaj için Isparta'ya gitmek Karen için yeni bir başlangıç olacaktır. Genç ve güzel bir kadın olan Karen'in yaralı yüreğini hemen tanır alzheimer hastası Şahika hanım ve aralarında güçlü bir bağ kurulur. 2 yıl önce bir davette karşılaşan iki kadını, kesişen yolları, geçmişinin tüm defterlerini Karen'e açması ve derin yaraların izleri artık ortaya çıkmaktadır. Aral Şahika'nın vasisidir, aralarındaki gizemli bağ, Karen ile aralarındaki çekim ile bu zarif adam aşık olunmayacak gibi değildir. Karen'e teslim edilen günlükler geçmişin sırlarını, acılarını tek tek gün yüzüne çıkarıyor. Aral'ın Şahika ile bağı itirafı zorlaştırsa da okunan günlükler ile genç Şahika'nın özlemleri, acıları güzel kalbini tek tek anlatıyor. Ve onu çok seven eşi Sina beyin hayatına girişini. Yazardan okuduğum ilk kitap ve Türk filmi tadında, akıcı dili mekanları yaşatır hisle yazılmıştı. İnşallah diğer kitaplarını okumak kısmet olur. Çocukluğun yaraları, fırsatçı insanlar, sevgiyle iyleşme, güzel bir kalp yani her duyguya yer veren güzel bir kitap. Akıp giden sayfalar ile hızlı okunan kitabı türü sevenlere tavsiye ederim. Beni ikna etmenin mutlu etmek kadar kolay olduğunu söylerdi hep. Haklıydı. Çok kıymetli fakat işe yaramaz bir biblo gibiydim. Kaybetme korkusu bildim bileli benimleydi ve babamın ölümünden sonra kaybedecek kimsem kalmayınca yalnızlık korkusuyla yer değiştirmişti.
ŞahikaFatma Erdek · Ephesus Yayınları · 202584 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Pumking Spıce kafe Kitap Yorumum
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 20:21
"Bazı yerler vardır, insan daha ilk adımını attığında eve gelmiş gibi hisseder." ‎ ‎Merhabalar canlarım ‎ ‎Ben geldim ve bugün sizlere sonbaharın tüm güzelliğini, kahve kokusunu ve küçük kasaba sıcaklığını sayfalarına sığdırmış o kitapla geldim. Laurie Gilmore'dan Pumpkin Spice Kafe ile sizlerleyim. ‎ ‎Jeanie Ellis, Boston'da yaşayan ve yıllardır aynı düzen içerisinde sıkışıp kalmış bir yönetici asistanıdır. Sürekli başkalarının hayatını kolaylaştırırken kendi hayallerini erteleyen Jeanie, teyzesi Dot'un vefatının ardından Dream Harbor kasabasındaki Pumpkin Spice Kafe'yi miras alır. Hayatında ilk kez kendisi için bir karar veren Jeanie her şeyi geride bırakarak bu küçük kasabaya taşınır ve yeni bir başlangıç yapmaya çalışır. ‎ ‎Logan Anders ise Dream Harbor'ın sessiz, huysuz ve insanlarla arasına mesafe koyan çiftçisidir. Geçmişinde yaşadığı olaylar nedeniyle insanlara güvenmekte zorlanan Logan, mümkün olduğunca kendi hâlinde yaşamayı tercih etmektedir. Ancak Jeanie'nin kasabaya gelişiyle birlikte kurduğu düzen yavaş yavaş değişmeye başlar. ‎ ‎Öncelikle kitabın en sevdiğim yanı kesinlikle atmosferi oldu. Yazar öyle güzel bir kasaba yaratmış ki okurken kendimi Dream Harbor'ın sokaklarında yürüyormuş gibi hissettim. Sonbahar yaprakları, sıcak kahveler, kasabanın küçük dükkânları, insanların birbirini tanıması ve o samimi ortam beni kitabın içine çok kolay çekti. (Kitabı okurken sürekli battaniyeye sarılıp yağmurlu bir günde kahve içme isteği geldi. ) ‎ ‎Kasaba halkını da çok sevdim. Hazel, Annie, Noah ve diğer yan karakterlerin hikâyeye kattığı sıcaklık bence kitabın en güçlü yanlarından biriydi. Sadece ana karakterleri değil kasabada yaşayan herkesi tanıyor gibi hissettim. (Bazı yan karakterlerin hikâyelerini daha fazla okumayı isterdim açıkçası. ) ‎ ‎Jeanie
Pumpkin Spice KafeLaurie Gilmore · Juno Kitap · 20251,177 okunma
Ben Sakarım
Puan vermedi·109 syf.··
2026 53. kitabı
Aile denince aklınıza ne geliyor? Bir baba için aile; eşini ve çocuklarını korumak, onları kimseye muhtaç etmemek, hayatı onlar için elinden geldiğince yaşanılır kılmak demektir. Çocuklarını hayatın gerçeklerine hazırlarken merhameti ve sevgiyi rehber edinmektir. Bir anne için aile; evlatları uğruna gözünü kırpmadan her şeyi göze almak, onları sonsuz bir sevgiyle kuşatmak, dünyanın karmaşası içinde koruyup kollamaktır. Hayatının son anına kadar "çocuklarım" diyebilmek, eşine yoldaş olmak ve birlikte güzel hatıralar biriktirmektir. Çocuklar için ise aile; koşulsuz sığınabilecekleri bir yuva, güvenli bir limandır. Çünkü anne ve baba onların ilk kahramanlarıdır. Çocuklar sevmenin karşılığını beklemezler; sadece severler. Anne kızar, çocuk ağlar; ama yine anneye sarılarak ağlar. Çünkü onların dünyası anne ve babalarının varlığıyla ayakta durur. Evet, aile; anne, baba ve çocuklar için tüm bu anlamları, hatta daha fazlasını taşır. Peki gerçekten her aile böyle midir? Her anne ve babayı sorgusuz sualsiz kutsayabilir miyiz? Alexandre Seurat'ın Sakar adlı romanı tam da bu soruların peşine düşüyor. Yazar, gerçek bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı bu romanda, bir çocuğun sessiz çığlığını merkeze alırken aile kavramının karanlıkta kalmış yüzünü de gözler önüne seriyor. Diana, yüzünden gülümsemesi eksik olmayan bir çocuk. Fakat o gülümseyişin ardında kimsenin duymadığı bir çığlık saklı. Kendisine ne olduğu sorulduğunda sürekli sakar olduğunu söylüyor; yaşadığı her olumsuzluğun kendi hatasından kaynaklandığına inanıyor. Oysa gerçekler çok daha farklı. Ne var ki gerçek ortaya çıktığında artık her şey için çok geç kalınmış oluyor. Kimse Diana'nın sessiz gülümseyişinin ardındaki acıyı göremiyor, kimse yardım çağrısını duyamıyor. Romanı okurken bu hikâyeyi yalnızca Diana'nın
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,6bin okunma
Kamelyalı Kadın İncelemesi
Puan vermedi
Toplumun onaylamadığı bir aşkın sonu ne olur? İnsan sevdiği için nelerden vazgeçebilir? Kamelyalı Kadın'ı bitirdiğinizde bu soruların yanıtlarını da bulmuş olacaksınız. Roman saçına taktığı kamelya çiçeklerinden dolayı çevresinde kamelyalı kadın olarak bilinen Marguerite Gauiter isimli bir kurtizanın hayatına giren Armand Duval ile yaşadığı değişimi anlatıyor. Armand,Marguerite'e diğer erkeklerin aksine derin ve samimi bir aşk besliyor. Marguerite ise hem yaşadığı hayattan hem de hastalığından dolayı gencin aşkına karşılık vermek istemese de zamanla aralarında oluşan sevgi onu da etkiliyor. Kendilerine herkesten uzak sakin bir hayat kuruyorlar. Ama geçmişi peşini bırakmayan Marguerite,sevdiği adamın mutsuzluğuna sebep olmamak için kendini eski mutsuz hayatına mahkum ediyor. Kitap, sade diliyle bir yandan insanın sevgiyle ne kadar değişebileceğini gösterirken bir yandan da ne kadar büyük bir sevgi olursa olsun hiçbir aşkın toplumsal baskıyla mücadele edemeyeceğini anlatıyor. Okurken zaman zaman Marguerite'e bazen de Armand'a kızacak ama en sonunda ikisi için de üzüleceksiniz. Keyifli okumalar:)
Kamelyalı KadınAlexandre Dumas (fils) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201924,1bin okunma
Puan vermedi·325 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 00:53
Algernon’a Çiçekler sadece zekanın sınırlarını kurcalayan bir roman değil; insan olmanın, dışlanmanın ve o en derindeki "görülme" arzularımızın sarsıcı bir haritası. Kitap, bilginin ve zekanın insanı her zaman mutlu etmediğini, aksine bazen çevresiyle arasına ne kadar aşılmaz ve soğuk duvarlar örebileceğini gösteriyor. Daniel Keyes, Charlie'nin dünyasını bize doğrudan onun dilinden, onun yazdığı raporlarla anlatırken aslında bizi çok ince bir psikolojik labirente sokuyor. İnsan ilişkilerindeki o iki yüzlülüğü, saf bir sevgiyle yoğrulmamış ham zekanın ne kadar acımasız olabileceğini yüzümüze çarpan, sistemin o kibirli çarklarını çok derinden eleştiren bir yapısı var. Okurken bir yandan zihnimizin sınırlarını sorguluyor, bir yandan da şefkatsiz bir dünyanın ne kadar karanlık olabileceğini görüyoruz. Charlie’nin dünyasına adım attığım andan beri, sanki onunla aynı odada oturuyor, o labirentlerde onunla birlikte kayboluyormuş gibi hissettim. Sevilmek, sadece "ben de buradayım" diyebilmek için atan o temiz kalbini o kadar yakından hissetmek içimi sızlattı. Sayfalar ilerledikçe, onun farkındalığıyla birlikte benim de dünyaya bakışım değişti; insanların ne kadar kırıcı olabileceğini onun gözlerinden görmek beni de o yalnızlığın tam ortasına bıraktı. Charlie ve küçük dostu Algernon içimde öyle bir yer edindi ki, sanki kitaptaki bir karakteri değil de çok yakından tanıdığım, korumak istediğim birini okudum. Kitabın kapağını kapattığımda içimde kalan o derin şefkat ve buruk his, sanırım çok uzun süre benimle yaşayacak; çünkü bu hikaye bittikten sonra bile insanı kendi kalbiyle baş başa bırakıyor. (lütfn sizde bu dünyaya şansz verin ve Charlieyle tanşın... herne ise...)
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,5bin okunma