Emily Henry sevdiğim bir yazardır. Ortalama bulduğum kitapları da olsa da genelde severim kalemini. Ama bu kitapta o kadar sıkıldım ki… ilk olarak konusundan sonra da hislerimden bahsedeceğim.
Konusu,Daphne düğününe az bir zaman kala nişanlısı tarafından terk ediliyor. Terk edilme sebebi de Peter’in en yakın kız arkadaşına aşık olduğunu fark etmesi.Daphne, nişanlısının peşinden Waning Körfezi’ne geldiği için burada tanıdıgı hiç kimse yok. Yaşadığı ev de Peter’a ait olduğu için bu yaz sonuna kadar kalacağı bir yer bulması gerekiyor.Nişanlısının Daphne’yi terk etmesi sebebi bu olan malum arkadaşın da hayatında biri var,Miles.O da terk edilince iki derbeder Miles’in evde yaşamaya başlıyorlar. Çiftimizin yaşadıklarını okuyoruz.
Genel olarak eleştireceğim bir yorum olacağı için Spoiler verebilirim ,şimdiden uyarayım. İlk olarak çeviri kaynaklı mı yoksa yazarın kitabı mı böyleydi bilmiyorum kitap böyle elimde akıp gitmedi bir türlü. Çevirmene de haksızlık yapmak istemiyorum. Bu kitaba başlamadan önce çevirmenin diğer çevirdiği kitabı okuduğumu fark ettim. Orada böyle bir sorun yoktu. Ama daha önce yazarın okuduğum kitaplarında da bu tarz bir sorun olduğunu hatırlamıyorum. Çünkü olsaydı bu benim yazara bir daha şans vermemi zorlaştırıyor. Yani böyle sanki fantastik bir kitap okuyormuşum gibi aynı cümleleri dönüp dönüp tekrar okudum. Anlamadığım yerler oldu yani romantik bir kitaptan bahsediyoruz.
Kitaptaki ana karakterlerin hiçbirini yükselmedim.Daphne’nin baba kaynaklı güven sorunları var anlıyorum. Ama mükemmel bir anne tarafından yetiştirilmiş. Elbette babasının yerine dolduramaz ancak Miles’in bir tane ebeveynini bile iyi değil. Ve berbat ebeveynlerine rağmen kız kardeşini onlardan korumak adına ciddi bir çaba sarf etmiş. Böyle bir durum olunca Daphne’nin hali biraz bana
Düşünsenize, on üç yaşındasınız. Bir sabah anne ve babanız sizi karşılarına alarak aslında biyolojik aileniz olmadıklarını söylüyorlar. Üstelik daha bu gerçeği sindiremeden, aynı gün içinde sizi gerçek ailenize götürüp bırakıyorlar.
Peki insan böyle bir durumda ne hisseder? Kendisini hangi aileye ait kabul eder? Onu dünyaya getirenlere mi, yıllarca büyütenlere mi; yoksa artık hiçbirine mi?
Geri Verilen Kız, tam olarak bu soruların peşinden giden psikolojik ve dramatik bir roman.
Kitap, on üç yaşına kadar rahat ve korunaklı bir hayat süren bir kız çocuğunun, bir anda yoksul ve kalabalık biyolojik ailesinin yanına gönderilmesini anlatıyor. Bir ailenin el üstünde tutulan tek çocuğuyken; yemeğini, yatağını ve yaşam alanını birçok kişiyle paylaşmak zorunda kalan bir çocuğa dönüşüyor.
Fakat onu asıl yaralayan şey yalnızca yoksulluk değil. Esas yıkım, iki ailesi olduğu hâlde kendisini hiçbirine ait hissedememesi.
Onu büyüten ailesi, on üç yılın ardından neredeyse bir eşya gibi geri veriyor. Biyolojik ailesi ise onun gelişinden büyük bir mutluluk duymuyor. Kız çocuğu iki aile arasında kalırken sürekli aynı soruyla yüzleşiyor:
“Ben gerçekten kime aidim?”
Romanın en güçlü tarafı, büyük olaylardan çok karakterin iç dünyasına yoğunlaşması. Kahramanın kırgınlığını, yalnızlığını, çaresizliğini ve kendisine bir yer edinme çabasını yakından takip ediyoruz. Yoksulluk ve sınıf farkı da oldukça etkili bir biçimde işleniyor. Varlıklı bir evden küçücük ve kalabalık bir eve geçen çocuğun yaşadığı kültürel ve duygusal sarsıntı okuyucuya başarılı şekilde aktarılıyor.
Kitabın dili akıcı ve kolay okunuyor. Ancak hikâyenin genel atmosferi oldukça hüzünlü. Bazı okurlar bu hüznü fazla yoğun bulabilir. Bana göre ise böyle bir hikâyede hüznün bulunması kaçınılmaz. Sonuçta karşımızda, hayatı
Edebiyata ve özellikle şiire olan merakı sonunda tanımıştı. O, kitapları yayınlanmış ve çok sevilmiş bir şairdi. Önce şiirlerin okudu, sonra Payas'ta büyüdüğünü öğrendi ve bir tatil zamanı bulup Zeynep'i. Şiir sevgisi Zeynep'in de dikkatini çekince ara ara buluşup edebiyat üzerine konuşmaya başlamışlardı. sayfa 8
@uguroguzpayas Uğur Oğuz
.
Romanımız daha başından kendisini içine çekiyor bir merak ve hoşunuza gidecek bir beklenti ile sayfalarda ilerliyorsunuz.
.
Sallanan Köprü'nün girişinin yerli ve çoğu yabancı turistlerden oluşan kalabalık ile dolu olduğunu fark etti. İnsanlar bu tanınmış köprüyü merak ediyor ve resim çektiriyorlardı. Kapadokya gezilerinin mutlaka görülmesi gereken yapılarından biriydi burası. sayfa 13
.
Payas'ın sokaklarinda gezintiye çıkıyor ve önce Zeynep'in ayrıldığını öğreniyoruz ve detaylarını öğreniyoruz.
.
Tarife göre yürümeye başladı. Sokaklar caddeler cıvıl cıvıldı. O kadar çok turist vardı ki gruplar halinde dolaşıyorlardı. Birbirlerinden ayrılmamaya özen gösteriyorlardı. Genç yaşlı, kadın erkek, çocuklar... Sarışındi çoğunluğu. Kuzey Avrupa'dan olmalılar; Ruslar, Ukraynalılar, Almanlar, İngilizler... sayfa 78
.
Yapabileceğimiz tek şey yarına kadar ölmemek. Her gün bunu düşünmeliyiz @kavimyayncilik
.
Daha önce siir kitabı "Söylenmeler" ile tanıştım yazarımızla kendisi ogretmen emeklisi ve Payas'ta yaşıyor.
.
Zᴇʏɴᴇᴘ ve Alican ile beraber kitapokurlarla beraber okuduk Teşekkürlerimizle
Bu kitabın bu kadar sevilmiş olması, kitabın sonundan daha büyük bi ters köşe bence.
Kitap sırf entirika dolu olsun “Ayy şu sır ne acaba?” diyelim diye milyon tane laf kalabalığı ile dolu, sıkıyor. Ayrıca kurgusu çıkmaz sokak. Bu manasız rüya zımbırtılarının ana olay örgüsünü bu kadar etkilemesini istememiştim ama oldu.
Sonunu da okurken bir noktadan sonra gayet tahmin etti, bayık bayık bakarak dedim ki şimdi kesin bu buna öteki de şuna geçmiştir (Sihirli Annem izledim, basit bu numaralar).
Sevimli hayalet Casper’ı veya dediğim gibi Sihirli annemi izleyebilirsiniz bu kitabı okumak yerine.Hem nostaljik falan yani.
Cümlelerimi bu kitaba bir şarkı atfederek sonlandırmak isterim:
Rüyasında beni arıyormuş
Güçlüyüz ve bunu biliyorsun
Sen vazgeçtin bizden
Tek sen kaybettin cidden (to Louise,Adele)
Gözlerinin ArdındaSarah Pinborough · Yabancı Yayınları · 20181,349 okunma
Nasıl sevilmiş nasıl okunmuş anlamak zor. Bu kadın benim anneannem olsaydı, aldığı Nobel’den utanırdım. Arkadaşlarıma anneannem nobel aldı diye övünemezdim.
Boş DolaplarAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20223,335 okunma
‘ içimizde olanlarla aramıza mesafe koyamayız.”
paul valery
Sınırlar neye benzer,?
neden gereklidir ve onlara nasıl bağlı kalabiliriz? Sağlıklı ve
sağlıksız sınırlar arasında ne tür farklar vardır? Sınır koyma
becerisi doğuştan mı gelir, sonradan mı öğrenilir? Kişisel değerler
sınırları nasıl belirler?
İlişkiler söz konusu olduğunda, sınırlar genellikle en zor ve kafa
karıştırıcı kavramlardan biri. Kimse sevdiklerini hayal kırıklığına
uğratmak istemez ama başkalarının koyduğu kurallara göre
yaşamak da zaman zaman can sıkıcı ve bunaltıcı olabilir.
Oysa,,,
sağlıklı sınırlar belirlemek ve bunlarla uyumlu ilişkiler sürdürmek
sadece mümkün değil, aynı zamanda geliştirici ve
özgürleştiricidir de
Sınırlar hayatımızın her alanını etkiler ve kendimizi güvende,
rahat ve sevilmiş hissetmemizi sağlar. . Sınır Koymak
Peki sınırlar neye benzer,
neden gereklidir ve onlara nasıl bağlı kalabiliriz?
İster, bu ve bunun
cevabı Sınır Koymak'in içinde
Keyifle okuyuN.