Bir gün, gazetelerde, "Hazin bir vefat" başlığı altında kısa bir fıkra çıktı: "Bursa eşrafından, eski maslahatgüzarlarımızdan, Tütün İnhisarı İdaresi Mütercimi Ahmet Fahim Bey ecel-i mev'udiyle vefat etmiştir. Merhum her cihetle faziletli, hür fikirli, geniş bilgili, çok nezaketli, şahsına hörmet telkin ettirmiş ve dostları tarafından çok sevilmiş bir zattı. Vefatı zayiattandır. Mevla rahmet eyleye!"
İşte, ölünün cesedi üstüne atılan birkaç kürek toprak gibi, hatırası üzerine kapanan birkaç satır yazı! O ölüyü bilmeyenlerden bu fıkrayı okuyanlar sanki ne duyarlar? Bir talihin ademe göçmesinden onunla alakası olmayan ne anlar? Bir faninin öldüğüne kimse şaşmaz ve kimse düşünmez ki o da kendisini ölümden bizim kendimizi sandığımız kadar uzak sanırdı. İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususî boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır. Bir yıldız sönünce ondan uzaktakiler bir şey duymaz. Hayatın ve ölümün ehemmiyeti hep nispî ve izafîdir. Bizim için ölüm yani kendi dünyamızın ölümü kâinatın en mühim hadisesidir.
bahsettiğim güzeller hakikaten
bir de rafineydi, alımlıydı. Nedir bu? Belli ki o insan hayatta düşünmüş, üzülmüş, sevilmiş, görmüş geçirmiş, güzel şeyler görerek heyecanlanmış, felaket görerek heyecanlanmış, endişeli durumlar görerek heyecanlanmış, okumuş, okuduğundan etkilenmiş... Bunlar hep insanın yüzüne yansır. Yaşanmışlıklar erkeğin de yüzüne vurur, kadının da. Bunları yapmayanın yüzünde hiçbir ifade bulunmaz. Öyle gelir, öyle gider.
Narlıca, Çorum’un köylerinden birisidir ve Osmanlının son zamanları yaşanmaktadır. Ahmet on iki yaşında yetim kalmış, tütün kaçakçısı Gâvur Ali onu Bafra’ya laz ağalarına hizmetkâr olarak götürmüş
Çalık Ahmet, Narlıca’ya gelince köylüler tarafından sevilmiş ve Narlıca’da kalmaya karar vermiştir. Ahmet bu köyde çok çalışmakta çalışkanlığı nedeni ile de herkes tarafından oldukça takdir edilmektedir. Fakat bir gün tarlanın taşlarının ayıklanması meselesi yüzünden çıkan bir kavga sonrasında Ahmet, karakter yönünden büyük bir değişim göstererek bu kavgadan sonra, biraz da aklını oynatarak sinirli, küfürbaz ve tembel bir adam haline gelir. Ahmet, tembel ve küfürbaz olunca da köylüler ona Parpar Ahmet demeye başlarlar.
Köyün İmamı ve muhtarı el birliği ederek Parpar Ahmet’i, Çolak Ayşe denilen bir kadınla evlendirirler. Parpar Ahmet, bir müddet iyileşir hatta karısı Çolak Ayşe hamile de kalır. Fakat Parpar Ahmet karısı Çolak Ayşe’yi sık sık dövmektedir. Karısını sebepli sebepsiz sık sık döven Parpar Ahmet’in içine cin kaçtığı söylentisi çıkar. Köyün İmamı bir güzel dayak yerse Parpar Ahmet’in içindeki Cin’in çıkacağını söyleyince Parpar Ahmet, köylüler tarafından ahırın orta direğine bağlanıp öldüresiye dövülür. Bunun üzerine Parpar Ahmet ölürken karısı Çolak Ayşe de bir oğlan doğurur.
Çalık Kerim ise anasının yediği dayaklardan dolayı olacak, yedi aylıkken doğmuştur. Üstelik de hem çalık hem de kamburdur. Bu da yetmez miş gibi çıt sesinden bile korkan her şeyden ürküp kaçan bir çocuktur. Bir gece yalnız kalıp tüm korkuların yener. Kıtlık zamanı çıkınca Çalık Kerim’in önüne gelen her şeyi çalan bir çocuk olduğu anlaşılır.
Kıtlık zamanlarında Çalık Kerem’i Hanefi adında sinirli bir adamın eline verirler. Bundan sonra Çalık Kerem her işi yapan çalışkan biri olup çıkar.
İnsanın kendisini çok sevilen kusurlu bir varlık olduğunu fark etmesi ve başkalarının da aynı şekilde sevgiyle dolu kusurlu varlıklar olduğunu kabul etmesi önemliydi. Kışın en soğuk günlerinde ayakları ısıtacak bir sıcaklık, başkalarının eleştirilerine dayanacak bir cesaret,art arda gelen başarısızlık ve reddedilmeye katlanabilecek sabır ancak hayatınız boyunca birileri tarafından sevilmiş olmanın bir işaretiydi. Çünkü insanlar kusurlu, sevgiyse mükemmeldi.
O gelecek kadından her şeyi, hele babasını, Bülent'i, daha sonra Beşir'i, bütün ev halkını, evi, eşyayı, hatta kendisini kıskanıyordu; bu sevilmiş şeylerin içine girmekle o kadın bunları çalacak, elinden alacak; evet, nasıl, pek iyi çözümleyemiyor, açıklıkla düşünemiyor, fakat ruhu hissediyordu ki o geldikten sonra kendisi şimdiye kadar sevdiklerini artık sevemeyecekti.
Sayfa 83 - Türkiye İş Bankası Yayınları 13. Basım·Kitabı okuyor