Belki sen farkında bile değildin ama ben seni severken kusurlarınla kavga etmedim. Çünkü hiçbir insanın eksiksiz olmadığını biliyordum. Bu yüzden hatalarını bir hesap defteri gibi önümde tutmadım. Yanlışlarını büyütmedim, eksiklerini yüzüne vurmadım. Seni değiştirmeye çalışmadım. Çünkü sevmenin biraz da karşındaki insanı olduğu gibi kabul etmek olduğuna inanıyordum.
Kusursuz değildin, ben de seni kusursuz sanmadım. Ama seni kusurlarınla birlikte sevdim. Bazı kırgınlıkları görmezden geldim, bazı sözlerini duymamayı seçtim. Eksiklerini sana karşı kullanmadım. Çünkü sana duyduğum sevgi, kusurlarının bittiği yerde değil, tam da onların arasında büyüdü.
Yine de zamanla fark ettiğim bir şey oldu. Ben senin hatalarına anlayış gösterirken, aynı anlayışın bana gösterileceğinden hiçbir zaman emin olamadım. Hatta içten içe biliyordum, senin yaptıklarını ben yapmış olsaydım, bana aynı sabrı göstermezdin. Benim sustuğum yerde sen susmazdın, benim affettiğim yerde sen affetmezdin. İnsan bazen bir gerçeği kabul etmek istemese de kalbi ondan kaçamıyor.
Belki de can yakan şey yapılan hatalar değil, sevgiyi taşıma biçimlerimizin birbirinden bu kadar farklı olmasıdır. Ben en derin yaraları örtmeye çalışırken, sen en küçük çizikleri bile büyütebilirdin. İşte o zaman insan, sevginin yalnızca sevmek değil, aynı zamanda anlayabilmek ve adil olabilmek olduğunu öğreniyor.
Bugün dönüp baktığımda sana kızgın değilim. Sadece bazı sevgilerin aynı kalpte büyüse bile aynı şekilde yaşanmadığını biliyorum. Çünkü bir insanı gerçekten sevdiğinde, bazen onun yükünü de taşıyorsun. Ama herkes başkasının yükünü taşımaya aynı ölçüde razı olmuyor.
Hayatın da sevginin de değişmeyen bir hesabı var. Kimse başkasının vicdanıyla yargılanmıyor. Her koyun kendi bacağından asılır, her yürek de sevgisiyle