Kendinin olmayan düşüncelere hayran, ama kendininkine değil. Bir şeyi ne denli az kavrıyorsa, o denli sıkı inanıyor ona.
Sana diyorum ki: Kendi kurtarıcın, yalnızca sen kendin olabilirsin!
Sen kendini aşağıladığın için, Küçük Adam, onlar da seni aşağılıyorlar, seni sevmiyorlar
Onlar seni çok iyi tanıyorlar. Yalnızca kendinin bileceği, en berbat zaaflarını biliyorlar senin. Seni bir sembole kurban ettiler, sen de onları kendi sırtında iktidara taşıyorsun.
Büyük adam yaşamın amacını senin gibi zengin olmakta, kızlarının kurallara göre evlenmelerinde, politik kariyerde, profesör süslerinde görmüyor.
Senin gibi olmadığı için onu ‘dahi’ ya da ‘tuhaf’ olarak adlandırıyorsun.
Ama o senin boş gevezelik toplantıların yerine kendi düşünceleriyle yalnız kalmayı tercih ettiğinde onun toplumsal olmadığını söylüyorsun.
Sen Küçük Adam, bu sıradan dürüst adamın karşısında yozlaşmışlığın içinde kendini ‘normalliğin’ prototipi olarak çıkarıyor ve ona ‘anormal’ diyorsun.
Onu küçücük ölçülerinle ölçüyorsun ve senin normallik ölçülerine uymadığını düşünüyorsun.
Hedefe ulaşmak için her türlü aracın, adi ve alçakça aracın da mubah olduğunu sanıyorsun. Hedef, ona ulaştığın yoldur. Bugün atacağın her adım, yarınki yaşamındır.
Yaşamın ne zaman iyi ve güvende olacak, diye soruyorsun Küçük Adam. Hayat dolu olmak güvenlikten, sevgi paradan, özgürlük parti ya da kamu görüşünden daha önemli olduğu zaman yaşamın iyi ve güvende olacak.
Varlığının derininde düşüncen, duygularınla çelişki halinde değil de uyum için etkili olduğu zaman, yaşamın iyi ve güvende olacak.
yeteneklerini vaktinde kavrayıp, yaşlandığını vaktinde anladığın zaman; artık büyük savaşçıların cürümlerini değil büyük bilgelerin düşüncelerini yaşayacağın zaman…yaşamın iyi olacak.
Sen yönlendirme ve akıl istiyorsun, Küçük