“Evimiz başımıza çöktü, Anjin-san. Oğlum da ben de yaralanmadık, kazarak dışarı çıktık. Sarsıntılar bir haftadan fazla devam etti, bazıları kötüydü, bazıları daha da fenaydı. Taiko’nun Fujimi’deki yepyeni ve büyük kalesi yıkıldı. O depremde ve ardından gelen yangınlarda yüz binlerce insan öldü. En büyük tehlike, depremden sonra her seferinde çıkan yangınlar, Anjin-san. Kasabalarımız, şehirlerimiz, köylerimiz kolaylıkla yerle bir olabiliyor. Bazen de denizin çok açıklarında şiddetli bir deprem oluyor, efsaneye göre Dev Dalgaların doğmasının sebebi de bu depremler. Dalgalar üç metre, altı metre yüksekliğinde olur. Önceden bilmenin yolu yoktur, belli bir mevsimi de yoktur. Dev Dalga denizden kıyılarımıza geliverir ve ta içerilere sokulur. Şehirleri ortadan kaldırabilir. Epey bir sene önce böyle bir dalgayla Yedo’nun yarısı yıkılmıştı.”
“Hep olan bir şey mi bu? Her sene?”
“Ah, evet. Bu Tanrılar Diyarı’nda her sene yer sarsıntıları olur. Yangınlar, sel, Dev Dalgalar, canavar fırtınalar, yani tayfunlar. Doğa bize hiç insaf etmez.” Gözlerinin köşelerinde yaşlar birikti. “Belki yaşamı bu kadar çok sevmemizin sebebi budur, Anjin-san. Görüyorsunuz işte, sevmek zorundayız. Ölüm havamızın, denizimizin, toprağımızın parçası. Şunu bilmelisiniz ki, Anjin-san, bu Gözyaşları Diyarı’nda bize miras kalan şey ölümdür.”