#okudumbitti #12
10/10
·308 syf.··
2026 16. kitabı
Bir cinayet romanında en sevdiğim şey, olayların ilk başta göründüğü gibi çıkmamasıdır. Bir Sırrım Var da tam olarak bunu yaptı. Serinin 12. kitabını bitirmiş olmama rağmen, hâlâ ters köşe olmak beni muazzam etkilemekte... Kitap, birbirinden tamamen alakasız görünen ölümlerle başlamaktadır. Bir korku filmi yapımcısı, sıradan bir muhasebeci... İlk bakışta bu insanların yollarının kesişmiş olması bile mantıklı görünmemektedir. Ancak Rizzoli ve Isles soruşturmayı derinleştirdikçe, bütün düğümlerin yıllar öncesine uzanan ortak bir noktada toplandığı ortaya çıkmaktadır. Roman boyunca en çok hoşuma giden şey, Gerritsen'in ipuçlarını acele etmeden dağıtması oldu. Olaylar bir anda pat diye açıklanmamakta. Her yeni bilgi, önceki bölümlere farklı gözle bakmamızı sağlamakta. Özellikle geçmişte yaşananların bugünkü cinayetlerle bağlantısının kurulma şekli oldukça başarılıydı. Jane Rizzoli ve Maura Isles ikilisini artık serinin bu noktasında eski dostlar gibi okumaya başladım. Bu yüzden sadece cinayetleri değil, onların olaylara yaklaşımını da merak etmekteyim. Kitap boyunca soruşturmanın bilimsel ve polisiye yönü dengeli bir şekilde ilerlemekte. Benim için Bir Sırrım Var, serinin en çarpıcı kitaplarından biri olmasa da merak duygusunu sonuna kadar koruyan, sağlam kurgulanmış ve kendini rahat okutan bir romandı. Özellikle olayların birbirine bağlandığı bölümlerde gerçeği öğrenme konusunda sabırsızlandım ve kısa sürede bitirdim.
Edebiyat
Bir Sırrım VarTess Gerritsen · Doğan Kitap · 20252,590 okunma
Ertelenmiş Hayatlar
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 20:05
Sevgili okur arkadaşlar, eğer çok hızlı akan bir hikâye arıyorsanız, bu kitap o kitap değil. Okurken çoğu yerde durağan, hatta tekrarlı gelebilir. Ama bu bilinçli bir tercih. Çünkü yazar, okurun da Drogo gibi zamanın içinde sıkışmasını istiyor. Kitap hızlı aksaydı, anlatmak istediğini bu kadar güçlü anlatamazdı. Romanın başlarında ortada büyük bir olay yokmuş gibi görünür. Ne büyük savaşlar vardır ne de peş peşe yaşanan felaketler. Bu yüzden ilk sayfalarda Tatar Çölü’nün bir asker romanı olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa sayfalar ilerledikçe bunun bir asker romanından çok daha başka bir yere gittiğini fark ediyorsunuz. Kitap boyunca Tanrı bakışıyla Drogo’nun hayatını izliyoruz. Belki de asıl mesele burada başlıyor. Çünkü Drogo’nun hayatına dışarıdan bakarken bir noktadan sonra kendi hayatımıza bakmaya başlıyoruz. Belki senin de hayatında büyük trajediler yoktur. Büyük savaşlar, büyük felaketler yaşamıyorsundur. Hatta hayatına yukarıdan bakan biri, çoğu günü birbirine benzeyen sıradan bir hayat gördüğünü düşünebilir. Benim hayatıma baksa da farklı bir manzarayla karşılaşmayacaktır. Ama insan hayatının en sıradan felaketi tam da burada saklıdır. Bir gün yaşayacağım mı diyorsun? Bir gün başlayacağım mı? Bir gün döneceğim mi? Bir gün sıra bana gelecek mi? Peki o bir gün ne zaman gelecek? Hayatın hangi kalesinde nöbet tutuyorsun? Hangi savaşın geleceğine inanıp yıllarını harcıyorsun? Gerçekten beklediğin şey gelecek mi, yoksa beklemek hayatının kendisine mi dönüştü? Yaşıyorum derken yavaş yavaş ölüyor olabilir misin? Alışkanlıklarının güvenli duvarları arasında yıllardır aynı yerde dönüp duruyor olabilir misin? Heyecanlardan, risklerden, değişim ihtimalinden kaçıyor olabilir misin? Bu soruların herhangi birine içinden bile olsa “evet” dediysen, Tatar Çölü sana bir
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Reklam
10/10
·352 syf.·
2026 26. kitabı
Herkese merhaba Kardan Adam'ın Külleri serisinin ikinci kitabıyla karşınızdayım. Bu kitapta Devin Komiser, kaçırılan oğlunu kurtarmak için zamanla yarışmasını okuyoruz. Kitaba bayıldım. İlk kitabın sonunda gizemli bitmişti bu kitaptan devam ediyoruz.Kitap benim için gerçekten beklediğimden çok daha etkileyici bir devam kitabı oldu.İlk kitaba dair tüm sorularımız cevaplanırken yazarımız bizim için son kitap için yeni ip uçları bırakmış. Devin ilk kitapta da olduğu gibi güçlü ve zeki kadın karakterleri okumak beni hep mutlu etmiştir. Kitabı okurken en çok sevdiğim şey, olayların asla düz ilerlememesi oldu. Devin hem işinde başarıyla adından söz ettirmesini bilen hem de anneliği en güzel şekilde yapan güçlü biriydi. Devin karakterinin anneliği çok net hissettirilmiş kaçırılan oğlu için gece gündüz mücadele etti. Fakat Devin'in arkadan iş çevirmeye devam etmesi ve bunun hiç ortaya çıkmaması benim hoşuma gitmedi. Asrın'ı bulmak için yaptığı olaylar özellikle de Ayaz ile yaptığı iş birliğine bir türlü anlamlandıramadim. Esmer Başkomiser ile Devin'in yeniden bir arada olmak mükemmel bir deneyimdi ve şimdi bir sevgili ve zeki bir adam olarak yanımızda olmasına bayıldım. Devin'in en zor anında çok güzel destek verdi.Bence bu kitapta ikinci planda kaldığını hissettim.İlk kitapta aktif bir karakterdi. Çok fazla aşkları okuyamadık aşk sahneleri olsa kitap daha çok polisiye.Hikâye kısmına gelecek olursak da sürükleyici, heyecan ve gerilim doluydu. Son kısmında hem sevindiğim hem de beni gerilerek bırakan sahneler oldu.Kitapta aksiyon, polisiye, katil, mafya çeteleri, bilinmezler ve sırlar, aşk ve umut hepsi bir arada harmanlanmış. İlk kitaptaki o tattan daha güzel bir akışa sahip olması bayıldım. Her duyguyu hissettirdi Bu kitap bir önceki kitapla bağlantılıdır. Polisiye
Kardan Adamın Külleri 2: AyazIşıl Işık · Artemis Yayınları · 202692 okunma
8/10
·328 syf.··
2026 48. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 20:41
“Vaktini aptal insanların yaptığı aptalca şeyleri takıntı yaparak geçirme.” Bu seriye gerçekten bayıldım. Hem çok komik hem de tam kararında, yormayan bir romantizme sahip. Ayrıca green flag erkek karakterler okumayı ne kadar özlediğimi fark ettim.Off Campus serisinin ikinci kitabında John Logan ve Grace Ivers'ın hikâyesini okuyoruz. Dürüst olmak gerekirse, ilk kitaptaki çift kadar hızlı bağ kuramadım bu ikiliyle. Hatta ilk bölümlerde çok da etkilenmedim. Ama kitabın ilerleyen kısımlarında onları tanıdıkça ilişkiye ısınıyor ve kendinizi hikâyenin içinde buluyorsunuz. Logan uzun zamandır Hannah'ya karşı bir şeyler hissediyor. Ancak Hannah, en yakın arkadaşı Garrett ile birlikte olduğu için onu unutmaya çalışıyor ve bu süreçte birçok kızla vakit geçiriyor. Fakat hiçbir şey işe yaramıyor. Ta ki yolu yanlışlıkla Grace ile kesişene kadar... Grace, Logan'ın daha önce tanıdığı hiçbir kıza benzemiyor ve bu durum Logan'ı oldukça etkiliyor. Zamanla da aslında Hannah'yı değil, Hannah ve Garrett'ın sahip olduğu o güçlü ilişkiyi özlediğini fark ediyor.Off Campus erkekleri gerçekten ayrı bir seviye. Hem alfa tavırları var hem de özünde oldukça green flag karakterler. Bir yandan korumacı ve çekici, diğer yandan duygusal taraflarını göstermekten çekinmiyorlar. Serideki smut sahneleri de eğlenceli ve hikâyeye hizmet edecek şekilde yazılmış. Eğer soft romantizm, bol kimya ve eğlenceli karakterler içeren kitaplar okumayı seviyorsanız bu seriye kesinlikle bir şans vermelisiniz.Ben tüm seriyi bitirdikten sonra uyarlamayı izlemeyi planlıyorum. Özellikle bu kitaptaki bazı sahneleri ekrana nasıl taşıyacaklarını gerçekten merak ediyorum. Kafa dağıtmalık, sizi güldürecek ve ara ara duygulandıracak bir seri arıyorsanız kesinlikle tavsiye ederim.
HataElle Kennedy · Yabancı Yayınları · 20222,194 okunma
10/10
·144 syf.··
2026 96. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 20:49
Efsaneler çağı serisinin ilk kitabı olan Eros ile karşınızdayım. Öncelikle söyleyebileceğim bence bu kitap aşkı romantik bir duygu olmaktan çıkarıp çok ayrı bir yere taşıyor. Bu kitapta Eros sadece aşk tanrısı olarak anlatılmıyor, daha çok insanın içindeki eksiklik hissinin ve sevilme arzusunun bir sembolü gibi işlenmişti diyebilirim. Mitoloji okumayı seviyorum ama burada hoşuma giden şey sadece efsaneleri anlatıp geçmemesi oldu. Eros, Afrodit ve Psykhe üzerinden aslında günümüzde insanların ilişkilerini, bağ kurma isteğini ve içimizdeki boşluk hissini sorgulatıyordu. Bazı yerlerde neden insanlar sürekli bir şeyleri eksik hissediyor? sorusu üzerine düşündürdü. İnsanların yüzyıllardır değişmeyen bir ihtiyacını, yani sevilme arzusunu merkezine koyuyor. Kitap, geçmişten günümüze insanların neden sevgi aradığını, neden içlerindeki boşluk hissini doldurmaya çalıştığını ve ilişkilerde neden sürekli bir eksiklik duygusuna kapıldığını sorguluyordu. Açıkçası kitap boyunca bende ilişkileri mi sorgulayıp durdum. Uff bırakmıştım bu işleri. Yazar kafamı karıştırdı iyi mi? Eros’un okları bu kez kalbe değil, insanın içindeki eksiklik hissine dokunuyor ve sevilme ihtiyacının geçmişten bugüne uzanan hikâyesini anlatıyor. Kitap bittiğinde kahvem yarım kalmış ve soğumuştu. Yani sizin anlayacağınız kitap kendini bir kahve içimlik okutuyor. Ve yine buradan anlayacağınız gibi o kadar çok hikayenin içine katıyor ki sizi kahvenizi bile unutturuyor. Hızlı ve keyifli okunan çok güzel bir kitaptı. Geçmişten günümüze aşkı okumak sevilme ihtiyacını derinlemesine işlemek bence güzel bir bakış açısıydı. Eğer mitolojiye ilginiz varsa ve psikolojik tarafı ağır basan kitapları seviyorsanız şans verilebilir. Lakin tamamen roman gibi akıcı bir hikâye bekleyenler için biraz daha düşünsel kalabilir.
1000Kitap
ErosTuğba Sarıünal · Destek Yayınları · 20262 okunma
Kaçırılmaması Gereken Bir Yolculuk
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 19:50
Matt Haig’le tanışmam yaklaşık dört yıl önce Gece Yarısı Kütüphanesi sayesinde oldu. O kitap yalnızca çok sevdiğim bir roman olmakla kalmadı, bazı şeylere bakışımı gerçekten değiştirdi. Sonrasında yazarın Türkçede yayımlanan tüm kitaplarını okudum. Bu yüzden Gece Yarısı Treni duyurulduğunda heyecanlanmam kaçınılmazdı. Elbette bu bir devam kitabı değildi ve Gece Yarısı Kütüphanesi’nin de böyle bir devam hikâyesine ihtiyacı yoktu. Ama aynı evrende geçen yeni bir hikâye fikri beklentimi oldukça yükseltmişti. Romanın merkezinde, hayatının büyük bölümünü işle geçirmiş kitap zinciri sahibi Wilbur Budd var. Seksen bir yıllık ömrü boyunca pek çok şey kazanmış olsa da bunun bedelini en çok sevdiği insanı, Maggie’yi yavaş yavaş kaybederek ödemiş. Yıllar sonra gelen bir telefon, Wilbur’a kaybettiklerini geri kazanma umudu verirken bu kez karşısına ölüm çıkıyor. Ve ardından Gece Yarısı Treni... Wilbur bu trenle hayatının en parlak ve en karanlık anlarına doğru bir yolculuğa çıkıyor. Ancak bu yolculuğun önemli bir kuralı var: Geçmişteki haliyle konuşmamak. Peki siz hayatınızın yönünü değiştiren o ana yeniden dönme şansınız olsaydı gerçekten sadece izlemekle yetinebilir miydiniz? Yoksa bambaşka bir hayatın ihtimali uğruna kuralları çiğnemeyi göze alır mıydınız? Gece Yarısı Kütüphanesi bende yıllar önce nasıl güçlü bir etki bıraktıysa, Gece Yarısı Treni de beni hayal kırıklığına uğratmadı. Aynı evrende geçen bu hikâye, tanıdık duygular taşısa da tamamen kendi ayakları üzerinde duran bir roman. Hüzünlü, umutlu, düşündüren ve akıp giden bir okuma oldu benim için. Matt Haig’i sevenler için yine kaçırılmaması gereken kitaplardan biri.
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026297 okunma
Reklam
Reklam