Ne yalan söyleyeyim, kitabı okuma fikrim o meşhur ilk cümle ile belirdi. 'ne çok acı var.' Adı 'yaşamak' olan bir kitap neden böyle başlar merakıyla açtım yaprakları. Şüphesiz bu kitabı kategorilendirmek bir hayli zor. Hatıra, roman, günlük veyahut şiir denilebilir. Belli bir kronolojik sıra olmaması kitabı hem özgün yapıyor hem kafa karıştırıcı. Hoş, bazı yerlerde geleceğe veya geçmişe atlamak uyumlu şekilde yapılmış. Cahit Zarifoğlu şiirleri okuyorsanız ve o dizelerin nasıl yazıldığını merak ediyorsanız yazar/şair size büyük bir kıyak yapıyor ve hayatından kesitleri, olayları, kişileri gösterip sizi aydınlatıyor. Kitapta insanın içsel hesaplaşmasından Tanrı arayışına, insan ilişkilerinden toplum ilişkilerine ve dahi siyasete kadar uzanan geniş bir yelpazede olaylar, durumlar ve çıkarımlar anlatılıyor. Her ne kadar parça parça yazılmış olsa da, bir bütün halinde okunulduğunda bir anlam ifade ediyor.
Bir tek ilginç şey oldu. Rasimle camın kenarında duruyoruz, içki bardakları ve çörek börek tapsilerinin uzağındayız. Toplantıyı izlemek için Ankaradan gelen İsmet Özel yanımızda. Birileri tanıştırdı. İsmet tebrik etti bizi. "Toplantının yıldızıydınız" dedi. Birkaç cümleden sonra "Bizim safımızda olmanızı isterdim dedi." Allah korusun" dedim. İsmet Özel'in yanında nursuz bir yüz belirdi. Haşa "Ne karışır" dedi. Ve ben "Yalnız o karışır" dedim.