"Yaşamak uzun süren bir intihardır," demiş birisi; benimki de bu sıralar tıpkı öyle işte. Fuzuli saatler, fuzuli günler, gereksiz yere yaşanmış aylar, yıllar... Bilmem kaç trilyon canlıdan biri olarak nefes alıp vermek artık heyecan vermiyor bana. Uzunca bir süre tutunacak bir dal aradım, bir bahane, bir gerekçe; kendimi kandırmaya yetecek kadarını bulamadım. Olmadı, olmuyor.
Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni ,kendimi öldürmeyi denemeye iten bir kaygı. Karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. Herkes her geceki uykusunu uyuyor. Ev soğuk. Çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum. Günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. Genç bir kızım. Ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. Sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. Karşı çıkmak istediğim evler,koltuklar,halılar,müzikler,öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış!Küçük dünyanız sizin olsun. Bir haykırış!
…gökyüzü de birer aldanıştan başka bir şey değildi. Belki yüzüncü kez aldanışımın önüne geçemiyorum. Anılarım, şeytanın kesesindeki paralara benziyor. Keseyi açınca içinde kurumuş yapraklardan başka bir şey bulamıyorsunuz. Anılarımı şimdiden türetiyorum şimdinin içine fırlatılmış ,orada bırakılmışım. Geçmişime yeniden dönmek istiyorum,ama tutsaklığımdan kurtulamıyorum.
İnsan dediğin böyle ahmak işte. Bazı adamların aklının başına gelmesi için eşek gibi dayak yemelerinin şart olması insanlığımızın trajedisi değilse nedir?