Yıkıcı içgüdülerimizi mutat bir şekilde benzerlerimiz üzerinde uygulayamadığımız için, hayvanlar üzerinde uygulamakla sınırlandırırız kendimizi. Ava duyulan genel tutku ve kitlelerin vahşet dolu edimleri aynı kaynaktan neşet eder. Savunmasız bir kurbanın canını yavaşça alan bir kitle, son derece korkakça bir vahşet sergiliyordur; ama filozofa göre bu vahşet, zavallı bir geyiği kovalama ve nihayet köpeklerin de yardımıyla karnını deşme zevkine varmak için düzineler halinde bir araya gelen avcıların vahşetiyle yakın bir akrabalık ilişkisi içerisindedir.
Bir kitle içerisinde barınan duyguların ve edimlerin tümü bulaşıcıdır; öyle ki birey, kendi çıkarlarını kolektif çıkar uğruna kolaylıkla feda edebilir.
Kitleye dahil bir birey, sırf sayısal çokluktan dolayı yenilmez bir kuvvet hissine mazhar olur; bu da onu tek başınayken ister istemez bastırmak zorunda olduğu içgüdülerine yönlendirir. Üstelik anonim olması doğrultusunda sorumluluktan da muaf olan kitle içerisinde, bireylerin kendilerine hakim olmalarını sağlayan sorumluluk duygusu da bütünüyle geri çekilir; bu da bastırma ihtiyacını daha da zayıflatır.
Biz insanlar, küçük çeteler halinde savanlarda dolaşırken de epey ahlaklıydık. Ancak toplumun ölçeği büyümeye, karşılıklılık ve itibar kuralları işlememeye başlayınca ahlak koyucu bir Tanrı gerekli oldu.