trabzon tarihinin bilmediğimiz yönlerini anlatarak farklı bir portre çizen roman. sayfalarına yolu düşenleri şehrin ve karşı yakasının 100 yıl öncesinde bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.
kitapta 1. dünya savaşı'na yollanan vatan evlâtlarının ve geride boynu bükük kalan ailelerinin hazin öyküsü, setterhan ve zehra'nın, farklı coğrafyalardan yola çıkarak buluşan iki ırmağın öyküsünden daha çok işliyor okuyanın yüreğine.
ismail ve "kırık kâfiye"si o devrin kayıplarını, yitip giden gencecik insanları ve umutları o kadar hüzünlü temsil ediyor ki, onlarla ilgili satırları sâkince okumakta zorlanıyor insan, boğazının düğüm düğüm olduğunu hissediyor.
ve ruslara esir düşen osmanlı askerlerini tren istasyonunda karşılayıp şehitleri defneden, hayatta olanlara ellerinden geldiği kadar yardımcı olan gence halkını, gence millî komitesi'ni ve cemiyet-i hayriye'yi anlatan satırlar gözleri dolduruyor, yitip gitmiş ümmet bilincini gurur ve üzüntü ile yâd ettiriyor.