-Alacakaranlık mı dediniz Hidâyet? Hani şu yarı aydınlığı temsil eden alacakaranlık.
-Evet evet o. Yarı aydınlık hali.
Sadık Hidâyet'in dünyasına tutulan cılız bir mum ışığından dökülenleri okurken iç sesim durmadı. Zaten içimin hiç sustuğunu duymamışımdır :)
SGLL'yi ne iyi etmiş de yazmışsın. Şöyle tam da içinde bulunduğumuz zamanda sokakta dolaşana, kahkaha atana, üç yaşındaki çocuğa, kediye, köpeğe, canlı cansız ne bulduysa "kendimi tutamadım abi" saçmalığına sığınan sapkın zihniyetine ne kadar uygun bir serum. Sen yazarken tüm yazdıklarını haksız çıkaran bir son yazsan da ben, bu, insandaki şehvet duygusunu yok eden serumu ciddi ciddi bu zihniyete enjekte etsek nasıl da ferahlar şu toplum diye düşündüm.
Bilmem okuyanlar/okuyacaklar ne der?
"Erkeğini Kaybeden Kadın" öyküsünde sen karşıma öyle bir kadın çıkardın ki sevilmemek de acaba bir imtihan mı? diye düşünmeden edemedim. Üstelik sadece İran'da yok bu kadınlar be Hidâyet, bunlar dünyanın her yerinde. Biliyor musun hala ama hala aynı işkenceleri hatta belki daha fazlasını çekiyorlar, saygısızlığı hiç yaşamadıkları sevgi ile nasıl kıyas edeceklerini hiç bilemeden yaşamaya devam ediyorlar. Nefes almak yaşamak mı Hidâyet, sen bilirsin bunu? Sahi o çocuğa ne oldu, neden onu bu öyküde sevgisizliğe gömdün. Bir çocuk bir evliliği kurtarmaya yetmezdi evet ama neden onun sonunu annesine benzettin? Yanan bu cılız mumu söndürmeye ne kadar isteklisin.
Sevgi çok önemli değil mi Hidayet? Bazen düşünüyorum Maslow "İhtiyaçlar Piramidi"ni yeniden inşa edecek olsa ilk basamağı 2'ye ayırır ve "ruh beslenmesi" adını vereceği sevgi ihtiyacını bu ilk basama yerleştirirdi. Sen sevgiyi güzel anlatırdın aslında, sevgisizliğe pencerelerini bu kadar açmasaydın.
Görüyorum her şeyi sorgulamışsın; dini, yaşam ve ölümü, ölümden sonraki