Yazarın hayatıyla paralellik gösteren, ‘ben romanı’ özelliklerini taşıyan bu yüzden gayet şeffaf bir roman.
Oba Yozo küçüklükten beri içinde hüzün taşıyan, herkesin ciddi olduğu bir ortamda gülebilen, kendini savunma mekanizması olarak, hayata karşı tavrını sergileyebilmek için kimsenin gülmediği aile fotoğraflarında gülen, içindekileri aktaramayan bir çocuk. Güldürebilme ve şaka mekanizmasını ‘’soytarılık ‘’ olarak anlatan Yozo’nun 27 yaşına kadar yaşantısını kalbim kırıla kırıla, yer yer iyileştirme yer yer ise kızgınlık ile okudum. Üniversite de tanıştığı arkadaşı sayesinde içki, kadın, parasızlık girdabına giren buna rağmen seneler sonra o arkadaşıyla hayatına yeniden devam eden Yozo, beni en çok bu kısımlarda sinirlendirdi. Çünkü hayatını kısmen toparlayabildiği, topluma karışabildiği, insanlardan ürkmediği, çekinmediği, direnebildiği bir dönemde yeniden farklı bir yol seçmesi üzmek ile birlikte bu yolda sevdiklerini de incitmesi sinirlendirdi. Toplamda 5 defa intihara kalkışan sonuncusunda başarılı olan Yozo, ilk intiharda yazar ile aynı durumu yaşamıştır. Garson kız ile denizde boğuldukları ve sadece Yozo’nun kurtulduğu kısım yazarın hayatından tam bir kesittir. Sadece yazarın ailesinin siyasi bir konumda olması sebebiyle tutuklanmadan yargılanması kısmı birbirinden farklıdır.
Kitabı anlayabilmek için yazarın hayatını da okumanız gerektiğini belirtmek isterim. Ayrıca lütfen depresif bir zamanınızda okumayın, başka birini tanımanın imkansızlığı ile anlamanın anlaşılmazlığı arasındaki ince çizgide bu kitap!