"Halbuki sen sert değilsin Şerife; peki yaşamayı nasıl beceriyorsun?”
"Ben sertim, çok sertim Firdevs."
"Hayır, sen kibar ve yumuşaksın."
"Tenim yumuşak, ama yüreğim zalim; ben soktum mu öldürürüm."
"Yılan gibi mi?"
"Evet, tıpkı yılan gibi. Yaşam bir yılandır. Onlar da aynı Firdevs. Yılan, senin yılan olmadığını anlarsa sokar. Zehirli iğnelerin olmadığını bilirse hayat seni bir lokmada yutar."
Ne varki, her insan yalnız kendisi değil, aynı zamanda birkezliğine,tamamen kendine özgü, her bakımdan önemli ve dikkate değer bir noktadır. Öyle bir nokta ki, dünyanın tüm olayları kesişir burada; bir kezliğine, bir daha asla yinelenmeyecek bir kesişimdir bu. Dolayısıyla her insanın öyküsü önemlidir ve dünya durdukça yaşayacak Tanrısal nitelik taşır, her insan yaşadığı ve doğanın istemini yerine getirdiği sürece olağanüstüdür, her türlü dikkat ve ilgiye layıktır. Her insanda ruh bir ete, kemiğe bürünmüştür, her insanda bir canlı acı çeker, her insanda bir Kurtarıcı çarmıha gerilir.
Anlamların sözcüklerini yetişkinler gibi alelacele bulup dilimize dolamayacak kadar küçüktük. Ama sözcüklerin ait olduğu anlamları yetişkinlerin artık hatırlamadığı bir içtenlikle dolu dolu hissedecek, kalbimizi onlarla genişletecek kadar da büyük.
Bahçıvan gittiğinde evin önündeki bahçeye ne olur... Kirazlar olgunlaşacak ve dökülecek, elmalar olgunlaşacak ve dökülecek, armutlar, mürdüm erikleri... Otlar patikayı sarmaya başlayacak. Bahçe, bahçıvanı olmadan da coşmaya devam edecek, onun diktikleri büyüyecek, meyveye duracak ama yabani otlar da kendine yol açacak, bir süre sonra onlar her şeyi ele geçirecek. Belki hemen değil, ama işler böyle yürür, bedenler soğur, bahçeler yabani ota boğulur, çocuklar yetim kalır. Yine de bahçıvanın ölümlülüğüne rağmen bahçe bir anlamda ölümsüzdür. Belki artık tam anlamıyla bir bahçe olmayacaktır.