"Boş boş oturup tembellik ederken zihnimin berraklaşmasını bekliyordum aslında ama bir türlü kafamı toplayamadığımı fark ettim. Kalemimi elime alıp bir şeyler karalarsam belki düşüncelerim bir düzene girer diye düşündüm ama nafíle!.. Şunu mu yazsam, bunu mu yazsam derken iyice dağıldım. Sayflarca yazdıktan sonra şöyle bir baktım ve sonra hepsinin de saçma olduğuna karar verdim. Yazamadığım için kendime öfkelenmiyordum neyse ki!.. Üstümde bir boşvermişlik vardı. Kendimle alay edercesine bu boşvermişliğimin üstüne binip bulutlara kadar yükseldim zihnimde. Gökyüzünden kendimi seyretmeye başladım. Beşiğinde amaçsız yatarken boş gözlerle etrafına bakınan bebekler gibiydim yukarıdan bakınca.
Şimdiye kadar yazdıklarım ya insanlar hakkında ya da kendim hakkında gelişigüzel şeylerdi. İnsanlar hakkında ya da kendim hakkında gelişigüzel şeylerdi. İnsanlar hakkında yazarken karşı tarafı incitmekten hep çekinmiştim. Kendime ise çok acımasız davranmış, adeta yerden yere vurmuşum. Ama yine de kendime karşı o kadar da objektif olmadığımı fark ettim. İnsanları yalanlarla süslemeyi beceremediğimde, daha çok yüklenmiş, tüm kötü yönlerimi ortaya döküp saçarak kendimi savunmaz bırakmışım.
Biri bir keresinde şöylr demişti:
*Saint Augustin'in 'İtiraflar'ı, Rousseau'nun 'İtirafları'ı, 'İngiliz Afyonkeşinin İtirafları'... Eğer biri bu itirafları okuduktan sonra asıl gerçeğin peşine düşerse gerçek yok olur ve insanlar bir daha asla onu bulamaz.*
Bununla birlikte benim yazdıklarım bir itiraf da değil. Tek suçum, eğer bir suç olarak sayarsak, sadece günahlarımın masum sebeplerini yazmak oldu. Bu durum bazı okurlarımı rahatsız edebilir. Ama şindi bunların hiçbiri umrumda değil. Gökyüzünden insanlığa şöyle bir bakış atıyorum ve sadece gülümsüyorum. Tıpkı şu ana kadar yazdıklarıma bakıp