Ay buzdan bir top olmuş soğuk geceyi pırıl pırıl aydınlatıyordu. Uyuyamamıştım. Önce sıcak yataktan kalkmak istememiş, bir sağa bir sola dönüp durmuş, bir ara hayal kurmayı denemiş fakat bir müddet sonra müthiş bir sigara içme isteği ile kalkıp mutfağa gitmiş ve su ısıtıp bir bardak çay yapmıştım. Evin içinde sigara içmek yasaktı, o yüzden hava buz gibi de olsa battaniyeye sarınıp balkonda içiyor ve yanıma mutlaka çay ya da kahve alıyordum. Battaniyeye iyice sarındım, balkon kapısını açıp başımı dışarı uzattım. Soğuk, rüzgarla birlikte yüzüme öyle bir çarpmıştı ki bir an kirpiklerimin donduğunu sandım. Geri çekildim, kapıyı sonuna kadar açıp, perdeyi kapattım, bir kereliğine içeride içecektim.
Onlara "dilsiz kugu" denir. Hiçbir yere gitmez ve hiç ses çikarmazlar. Insanlar parktan geçerken, aniden durur ve unuttuklarini hatirlamadiklari bir seyi onlar biliyormus gibi kugulara bakar. Çünkü evet, o kugularin bu ülkenin tam kalbinde durup susarak sakladiklari bir sir vardir. Bu çılgın ve hüzünlü ülkede her seyin neden ve nasil olup da hâlâ devam edebildigini sadece o kugular bilir...
Edebiyat yoluyla duygularınıza asla doğrudan temas etmezsiniz. Bu duyguları başkalarında gözlemlersiniz. Başka biri sizin acınızı taşır. Bu sizin bir yansımanız olsa da edebiyat tarafından tutulur, empati kurarsınız. Siz bu duyguları ele alırken ve yüzleşirken bir başkasının da sizdeki farklı duyguları taşıdığını bilmenin verdiği güven dönüştürücüdür. ...
... Çünkü ancak acıyı hissederek özgürleşebiliriz, katarsisin temeli budur.