amaç aynı şekilde Kiniklerin etiği tarafından da belirlenmiştir, İmparator Julianus'un açıkça tanıklık ettiği üzere; Orat. VI: "τῆς Κυνικῆς δὲ φιλοσοφίας σκοπός μὲν ἐστι καὶ τέλος, ὥσπερ δὴ καὶ πάσης φιλοσοφίας, τὸ εὐδαιμονεῖν · τὸ δὲ εὐδαιμονεῖν ἐν τῷ ζῆν κατὰ φύσιν, ἀλλὰ μὴ πρὸς τὰς τῶν πολλῶν δόξας" (Cynicae philosophiae, ut etiam omnis philosophiae, scopus et finis est feliciter vivere: felicitas vitae autem in co posita est, ut secundum naturam vivatur, nec vero secundum opiniones multitudinis).* Ancak Kinikler bu hedefe ulaşmak için çok özel bir yol önerdiler; öyle bir yol ki alışılagelmiş olanın tam tersi; mümkün olduğunca geniş yayılımı olan bir mahrumiyet yolu Yani onlar istemenin, istemeyi uyarıp heyecanlandıran nesneler tarafından içine sokulduğu hareketlerin ve bu nesnelere ulaşmak için sarf edilen zahmetli ve çoğu zaman engellenen çabaların ya da bu nesnelere ulaşıldığında onları kaybetme korkusunun ve en nihayetinde kaybın ta kendisinin, tüm bu nesnelerden mahrum kalmaktan çok daha büyük acılar ürettiği vukufundan ilerlemekteydiler. Bu nedenle, en acısız yaşama ulaşmak için, mümkün olan en büyük yoksunluk yolunu seçtiler ve daha sonra acıya götüren tuzaklar olarak tüm zevklerden kaçtılar. Ancak bundan sonra, mutluluğa ve onun nazlarına cesaretle meydan okuyabilirlerdi. Kinizmin ruhu budur: Seneca tarafından De tranquillitate animi'nin sekizinci bölümünde açıkça bu ifade edilmiştir: "cogitandum est, quanto levior dolor sit, non habere, quam perdere: et intelligemus, paupertati eo minorem tormentorum, quo minorem damnorum esse materiam."** Sonrasında da şöyle der: "Tolerabi-lius est, faciliusque, non acquirere, quam amittere. ... Diogenes effecit, ne quid sibi eripi posset, - qui se fortuitis omnibus exuit. - Videtur mihi dixisse: age tuum negotium,