"Çık dışarı!"
"Sevgilimi de alırım ama, hocam!" Akın kız arkadaşını kolundan tutup kaldırdı. "Kalk, kız! Yemekhaneden göl manzaralı masa ayırttım bize. Gülsüm Anneme gidelim."
Ekin ne olduğunu anlamaya çalışarak ayaklandı. Akın bu sırada bana doğru eğildi.
"Sana kolay gelsin, kardeşim."
Çaresizce başımı salladım.
Akınlar kapıya ulaştığında öğretmen bağırdı.
"Nereye gidiyorsunuz?"
"Hocam, çık dediniz ya..."
Akın hızlıca Ekin'i kapıdan dışarıya iteledi.
"Ben sana çık dedim!"
"Hocam biz paket olarak geliyoruz. Birimiz çıkınca diğerinin dikkati dağılıyor zaten."
Gülümseyerek, ellerini kaldıran İngilizce öğretmenine baktım.
"Git, lütfen gidin. Sabah sabah migrenim tavan yapmadan..."
"Gözlerin, ufuk çizgim."
Nefes alamamıştım çünkü nefes alacak yer bırakmamıştı. Yüzü yüzüme öylesine yakındı ki değil nefesim gözlerim dahi ondan başkasına yasak olmuştu. "Ve ben," dedi düz bir sesle. "Ne gökyüzümü ne de yeryüzümü kaybetmek istemiyorum."
Recep "Belayı kendinize çekmeyi nasıl başarıyorsunuz?" diyerek hemen konuya girdi.
"Bunun için özel bir şey yapmadım, evimdeydim."
"Bu daha kötü ya, sen belaya gitmezsen bela sana geliyor."