"Ah ne hoştur yıldızların altında kainat kitabını okumak!"
Seher vakti gökyüzünü seyrederken bir şarkıdan mülhemle söyledi Feride bunu.
"Öyledir kainat kitabını okumak,
sadece yıldızların altında değil;
belki çiçeklerin karşısında da hoştur.
Belki yağmurun altında ıslanırken,
belki denizlerin dalgalarını seyrederken,
belki hayvanlar âleminde Musavvir'i hatırlatan canlıları izlerken de hoştur.
Belki ağaçtan sıra sıra narları toplarken elhamdülillah demek de hoştur.
Belki Yunus gibi,
'Hoştur bana senden gelen
Ya gonca gül yahut diken
Ya hayattır yahut kefen
Nârında hoş, nurun da hoş
Kahrın da hoş lütfun da hoş!'
diyebilmek de hoşluktur.
Kim bilir...
" - Melekler ne yaparlar da bizim için merhamet etmiş olurlar?
+ Günahlarımız, hatalarımız için Rabbimizden bağışlanma dilerler. Ne zaman ki senden bir şefkat, bir merhamet aşikâr olur; o zaman bütün melekler ellerini açar, 'Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır . O halde tövbe edenlerin ve yoluna uyanların günahlarını bağışla, onları cehennem azabından koru!' derler. Bundan daha büyük bir merhamet olur mu Feride?
- Olmaz tabii de şimdi sen böyle söyleyince bir şey daha aklıma geldi. Hani dostlarımız bizden habersiz bizim için dua ediyorlar ya, onlar da melekleşmiş mi oluyorlar?
+Belki daha da ötesi diyebiliriz. Melekler bir vazife olarak bizim için dua ediyorlar da insanlar öyle değil. Bir irade ile bize dua etmeyi seçtikleri için meleklerden daha yüce bir dille dua etmiş oluyorlar. Bu sebeple dostlarımızın kabule daha yakın duruyor."
"Yollarda kalan gözlerimin nurunu yordum
Kimdir o, nasıldır diye rüzgarlara sordum
Hülyamı tutan bir büyü var onda diyordum
Gördüm: Dişi bir parsın ela gözleri vardı."
"İnsanı insan yapan ve adına 'duygu' denilen 'çok özel hal' konuşmadan, anlatmadan, iç dökmeden ortaya çıkmıyordu, berraklaşmıyordu, karara bağlanamıyordu."