Her gün saatlerce sayfalarını çeviren, kalemle pasajları işaretleyen, uzun süreler boyunca okuyan, sonra saatin gece yarısını geçtiğini fark edip ışığı kapatan ben... Yeni tanıştığım birini gözlemleyip içimden onun okur olup olmadığını merak eden, okursa hangi kitapları okuduğunu tahmin eden, sonunda sormayıp evde bunun üzerine düşünen ben... Aynı kitabı okumuş biriyle, yıllardır tanıdığım arkadaşlarımdan daha iyi iletişim kurduğumu fark eden bu yüzden de arkadaşlarına sürekli kitap öneren ben... Önemsiz sayılabilecek hayatımın kitap sayesinde bir şekilde düzeldiğine inanıp, elimde bir kitap tutunca dünyayla bağlı olduğumu hissedip rahatlayan ben... Ve sıkıldığımda ya da yalnız hissettiğimde, kızgın ya da hüzünlü olduğumda, dünyadan nefret edip insanlardan bunaldığımda içimi ferahlatan
o kitaplar... Bu tür kitaplar olmadan yaşayabilir miyim acaba? Ah, ben de kitapların olmadığı bir dünya hayal edemiyorum! Ölene dek bir okur olarak yaşamak istiyorum.
Kitapları hayatımıza soktuğumuz anda, büyük bir cesaretle kalbimizin kapısını aralarız. Yalnızlığımızı, eksikliklerimizi, endişelerimizi itiraf eder, kendimize özgü değerlerimizi ve dünya görüşümüzü ortaya koyar, içimizdeki belirsizlikleri ve zayıflıkları utangaçça paylaşırız. Bu, içimizde sıkı sıkıya sakladığımız muhasebe kapısını açabilir ve bizi hayatımızın muhasebesini yapan insanlara dönüştürebilir.