özgürlüğü ve barışı istedik diye yalnız
meydanlarda öylece kurşuna diziliriz
buna rağmen
kulaklardaki cehennem seslerine rağmen
içinde hâlâ şüpheli bir nokta kalırsa
eminim ki kabahat evvel ve âhir senindir
sen ellerinle bir vatan kurtarmaktan kaçıyorsun
hünerli ellerini hırsızlara saklıyorsun sen
sorumlusun
Ölmek nasıl bir ansa yaşamak da bir an. Gözlerini kapar ve bütün gereksiz korkuların çözülüp gitmesine izin verirsin. Sonra korkudan muaf olan bu yeni varoluş halinde kendine sorarsın: Ben kimim? Şüpheler olmadan yaşayabilseydim neler yapardım? Haksızlığa uğ rama korkusu olmadan yaşayabilseydim? Acıdan korkmadan seve- bilseydim? Yarın o tadı nasıl özleyeceğimi düşünmeden, bugünün tadını çıkarabilseydim? Zamanın geçişinden ve sevdiklerimi benden çalabileceğinden korkmamış olsaydım? Evet. Ne yapardım? Kimleri umursardım? Ne için savaşırdım? Hangi yollarda yürürdüm? Neler- den haz alırdım? İçimdeki hangi gizemleri çözerdim? Kısacası, nasıl yaşardım?
Zamanı durdurmanın ancak hükmünden kurtulmakla mümkün olabileceğini anlıyorum. Artık ne geçmişimde boğuluyor ne de geleceğimden korkuyorum. Nasıl korkabilirim?
Geleceğim sensin.