Bazı dizeler vardır ki, okuduğunuz anda zaman durur. Yüzyıllar önce söylenmiş bir söz, birdenbire sizinle konuşmaya başlar; sanki o derviş, o anda sizin omzunuza dokunmuş gibi. “İnsan insan derler idi / İnsan nedir şimdi bildim” işte tam da böylesi bir dizedir. Anadolu’nun tasavvufî mirasının en çarpıcı örneklerinden biri olan bu ilâhi, ilk dinleyişte göğsünüzü sıkıştırır, gözlerinizi yaşartır ve zihninizi “şimdi” denen o müthiş ana kilitleyip bırakmaz. Peki bu dizelerin ardında kim var? Neden hâlâ, 2026’da bile, Fazıl Say’ın bestesiyle koro halinde haykırırken içimizde bir şey yerinden oynuyor?
Öncelikle bir düzeltme yapalım ki her şey yerli yerine otursun. Bu şiirin yazarı, büyük mutasavvıf Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn Arabî (ö. 1240) değildir. Evet, her ikisi de “Muhyiddin” lakabını taşır ve temalar vahdet-i vücudun (varlığın birliği) derin sularında yüzse de, söz konusu şiir 15. yüzyıl sonu-16. yüzyıl başı Anadolu’sunun özgün bir sesine aittir: Muhyiddin Abdal’a.
Hayatı hakkında kesin belgeler sınırlı; tasavvuf erenlerinin çoğunda olduğu gibi menkabeler ve sözlü gelenek ağır basar. Araştırmacılar (Bayram Durbilmez’in doktora tezi başta olmak üzere) onun Aydın kökenli, konar-göçer Yörük-Türkmen bir aileden geldiğini, Edirne ve Balkanlar’da yaşadığını, mezarının Edirne’nin Lalapaşa ilçesine bağlı Hacıdanişment ve Vaysal köyleri arasındaki “Muhittin Baba Tepesi”nde olduğunu belirtir. Ölüm tarihi yaklaşık 1529 olarak kabul edilir. Hacı Bektaş-ı Veli, Otman Baba ve Balım Sultan gibi Bektaşî ulularına bağlılığını şiirlerinde açıkça dile getirir. Kalenderîlik’in en yetkin şairlerinden biri olarak kabul edilir: Dünyevî zevkleri hiçe sayan, topluma ve resmî geleneğe karşı duran, ruhaniyete adanmış bir zümrenin sesi.
Hurufîlik’in de etkisi belirgindir. Harflerin ve sayıların