Ömrümüzden bir gün daha geldi geçti;
Derede akan su, ovada esen yel gibi.
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok:
Daha gelmemiş gün bir, geçmiş gün iki.
-Ömer Hayyam
Bir yolculuktu bu ve yolun sonunda
Ulaşmak istediğim kendimdi
Yalnızlığımın parmak izlerini
Bırakarak geçtiğim yollara
İçimde gitmek mi kalmak mı duygusu
Tenin seslenirken tenime
Ve çekerken beni derinliklerine
Gözlerinin yeşil uçurumu
Yürürdüm aşarak bütün engelleri
Gökyüzü çıldırtan maviliğini
Ve yaz hüzünler biriktirirken
Yürüdüm ölümsüz, büyük bir sabaha
O çocuk düşü bir kez daha
Başlasın diye yeniden
Ataol Behramoğlu
Ölümlü aleviyle sarar aydınlık seni.
Yaslanırsın düşünceli, solgun, acılı
o çevrende fır dönen
eski sarmallarına akşam alacasının.
Ey sevdiğim, suskunum,
bu ölüler saati ıssızlığında yapyalnız
ve ateşin yaşamlarıyla dolu,
saf mirasçısı yok olup giden günün.
Güneşten bir salkım düşer karanlık giysine.
Gecenin büyük kökleri
fışkırır birdenbire ruhundan
ve sende gizli ne varsa döner dışarı,
bir soluk, bir mavi halk
yepyeni doğar senden ve beslenir böylece.
Ey yüce, ey doğurgan ve mıknatıslı kölesi
bu bir kara, bir yaldız olan çemberin:
dik, bakımlı, kusursuz ve capcanlı bir yaratılış
ki solar çiçekleri ve hüzün içindedir.
Pablo Neruda