Herkes hayatın yükünden,ıstırabından ve kargaşasından şikayet ediyor,ancak hiç kimse daha iyi hale getirmek için bir şey yapmak istemiyor. Sanki hepimiz hayatta dışarıdan bir tür izleyici gibiyiz ve her birimiz olan biten her şeyin yargıcı bizmişiz gibi davranıyoruz.
Bu anlamda toplum bir ateşe benzetilebilir, akıllı kişiler uygun bir uzaklıktan ısınır ama içine düşmezken, budala kişi, önce kendini yakıp sonra da yalnızlığın soğukluğuna sığınır ve ateşin yakıcılığından şikayet eder.
Ruhu özgür olan bir adam bütün sorunlara çözülebilecek şeyler olarak bakar. Ruhu köle olan adamsa şikâyet ederek ‘Bir köle olarak ben ne yapabilirim ki?’ diye sızlanır.
Şikâyet etmemek, sahte bir ateşkes imzalamak gibi kendi içinde. Dışarıya gülücükler dağıtırken, içerideki cephede tek başına savaşırsın. Kazananı olmayan, mağlubu sadece “sen” olan bir savaş bu.
Doğduğu gün hayatım değişti. Şimdi artık ondan aldığım mutluluk benim için her şey demek. Şikâyet ettiğim ve dert edindiğim tüm o ufak şeyleri bir kenara bıraktım. Bunların hiçbirinin bir anlamı olmadığını anladım. Önemli olan yaşamın kendisiydi. Ve çocuğumu dünyaya getirmek bunu anlamamı sağladı.