Sıla Aygün

Sıla Aygün
@silaaygun
Puan vermedi·126 syf.··
2023 15. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 14 Eylül 2023 16:43
Kitap mektup şeklinde yazılan bir kitap. Ben bu türü seviyorum nedenini bilmeksizin. Werther'in arkadaşı Wilhelm'e yazdığı mektuplar. Ağırlıklı olarak platonik bir aşkla alakalı iç dökmelerle dolu. Werther nişanlı olan Lotte'ye tamama eremeyecek bir sevgi besliyor. Bir yere kadar normal olan bu sevgi takıntı durumuna geliyor. Werther ondan vazgeçemiyor, her anı Lotte'yi düşünerek geçiriyor. Attığı her adımda, her anda, geçmişe dönük düşüncelerde aklından onu çıkaramıyor. Duygularının efendisi olmak yerine esiri oluyor. Kötü yanlarını daima besleyip kendini ucu sonu olmayan boğucu düşünceler arasında tutuyor. Yok oluşunu hazırlıyor ve bunun farkında. Sonu bile sevdiğinden geliyor. Benim için fazla kişisel olan bir kitaptı. Burukluk hissiyle kaldım kitabı bitirdikten sonra. İnsanın için için kendini yemesi, kendinin olmayan şeylerin peşinde gitmesi, olmadık şeylerden umut beklemesi her bir sayfada bir şey götürdü benden. Hepimiz Werther'iz bir yere kadar. Tam da bugünün sevgisi aslında Werther'in sevgisi. Bir insanı gözünde tanrısal bir noktaya koyup onu takıntı yapmak. Kendinde olmayanın karşındakinde olduğunu sanmak. Bu kitap ilk çıktığında intihar eden çok olmuş. Ama ben farklı bir anlam çıkardım kitaptan. Hepimiz Werther'iz bir yere kadar, evet. Ama tam anlamıyla olmamamız gerekiyor. Gerçeklikten çıkmamalı romantizmin oyunlarına kanmamalıyız. Bu deneyimle öğrenilebilecek bir şey. İnsan nerede harekete geçeceğini nerede durması gerektiğini, hayatını nasıl bir temel üzerine yerleştireceğini yaşamı boyunca öğrenmeli. Bu temel de dengeli olmalı elbette.
İnceleme
Genç Werther'in AcılarıJohann Wolfgang Von Goethe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,1bin okunma
Reklam
Puan vermedi·160 syf.··
2023 12. kitabı
Charles Bukowski' yi okurken hem ona, hem yaşadığı şeylere hem de kendi hayatıma sövme isteği geliyor içime. Moduma göre ya seviyorum yazılarını ya da sevmiyorum ama üzgün olunca Bukowski kurtarıcı görevi görüyor. Çünkü sade, samimi, hayatın içinden yazıları.
İnceleme
FactotumCharles Bukowski · Metis Yayınları · 20203,540 okunma
Puan vermedi·392 syf.··
2023 14. kitabı
·
54 günde okudu
·
Okunma: 05 Eylül 2023 00:00
Şu zamana kadar okurken en eğlendiğim kitap bu olabilir. Henüz yürüyüş için verilen bilgilerin hepsini gözlemleyemedim ama tamamen gözlemlediklerim de var. Kitaptaki yıldızlarla ilgili bilgileri çok kullandım. Sonunda sağımı, solumu bilmek rahatlattı. Kuzey yıldızının en parlak yıldız olmadığını biliyordum ama bir kez bile kafamı kaldırıp gökyüzünde onu aramamıştım. Büyükayı takımyıldızı tava gibi görünüyor. Tavanın altındaki iki yıldızı düz bir şekilde ilerletirseniz kutup yıldızını buluyorsunuz. Büyükayı kutup yıldızının etrafında saat yönünün tersine dönse de ilişki değişmiyor. Ancak hava birazcık bile kapalıysa Kutup Yıldızı zor bulunabilir. Cygnus Takımyıldızı (Kuğu takımyıldızı) süzülüyormuş gibi duruyor. Birçok parlak yıldız içerdiği için rahat gözüküyor. En parlağı da Deneb. Kuğunun yakınlarında Vega yıldızı var. Başımızın tam üstünde gözükür. Güneş'ten sadece 25 ışık yılı uzaklıkta ve Güneş'in yakınındaki en parlak yıldızlardan biri kendisi. Kartal Takımyıldızı’ndaki Altair ve Kuğu Takımyıldızı’ndaki Deneb ile birlikte yaz üçgeninin köşelerini oluşturan yıldızlardan biridir. Ayrıca internetten Vega ile ilgili çok ilginç bir bilgi buldum: "Dünya’nın 26.000 yılda bir yaşadığı yörüngesel salınım yüzünden kuzey anlayışımız değişiyor. Bu sebeple, Vega birkaç bin yıl önce bizim kutup yıldızımızdı ve yaklaşık 12.000 yıl sonra tekrardan kutup yıldızımız olacak." Kraliçe takımyıldızı kuzeydoğuyu işaret eder. Gözlemlemekten hoşlandığım bir takımyıldızıydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde W şekli yan dönüyor ve kraliçe tahtında oturuyormuş gibi duruyor. Akrep takımyıldızı ufka yakın durur. En parlak yıldızı Antares'tir. Akrebin yüreği olarak da anılır. Kırmızı renkte olduğundan eskiden Marsla karıştırılmış. Adını da bu karışıklıktan almış: "Ant-Ares", "Anti-Mars" yani
İnceleme
Doğanın İşaretlerini Okumanın Kaybolmuş SanatıTristan Gooley · Destek Yayınları · 2018177 okunma
Puan vermedi·243 syf.··
2023 5. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2023 00:00
Korkma! diye başlar, İstiklal Marşı. İnsan, mücadele gücüne sahiptir. Önüne çıkan engelleri anlayıp çözüm odaklı hareket edebilir. Korkularımız olamaz demek değildir bu. Korkularını beslememekle alakalı. Bugün geleceğe karşı büyük bir korku hissediyoruz. Korku abartılıyor, insan eylemi zayıf görülüyor. Aksiyon almayan insan, kendini kurbana dönüştürüyor. Gideceğimiz yolu bilemiyor ve bir rehber (kurtarıcı) arıyoruz. Bilmeye cesaret edenler kalmadı. Bilgi artık bizim tarafımızda değil. Bizi incitiyor ve mutsuzlaştırıyor. Risk almaktan korkuyoruz ve risk almanın sonucu kesin bir şekilde olumsuzlukla ilişkilendiriliyor. Oysa pasif durumda olmanın hem bireye hem de topluma daha fazla zarar verdiği açık. Peki bu uçsuz bucaksız korkunun temelleri ne zaman atıldı? Frank Furedi, Kapadokya Üniversitesi ile yaptığı videoda şöyle açıklıyor (pandemi sonrası yapılan bir video, izlemenizi öneririm.) : "Bizim korku siyasetimizin kökenlerinin birçok yönden, son 50 yılda, özellikle 1970'lerin sonundan beri; insanlara ilham veren ideolojilerin tükenmesinden geldiğini düşünüyorum." Korkunun abartılmasının en tehlikeli boyutu korkunun siyasallaştırılmasıdır diyerek ekliyor Furedi : "Her görüşten farklı siyasi hareketler, davalarına destek kazanmanın bir yolu olarak korkuyu kullanmaya başlıyor." Hepsi farklı korku türü kullanıyor: mülteci sorunu, iklim krizi, kişisel sorunlar vb Hükümetler, muhalefetler, medya ; insanların korkularını kendi çıkarları uğruna sömürüyorlar ve bunun sayesinde istediklerini topluma dayatabiliyorlar. Korkunun toplumu esir almasıyla bir zamanlar pek çok felaket sonrası kaderimizi belirleyebileceğimize olan inanç zayıflıyor. Kurban psikolojisi ve korkunun siyasallaştırılması kaderciliği besliyor. İnsanlar çeşitli felaketlerden sonra doğayı, teknolojiyi, görünmez
İnceleme
Korku KültürüFrank Furedi · Ayrıntı Yayınları · 2017126 okunma
Beş Şehir' den Hayatımıza
Puan vermedi·224 syf.··
2023 3. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2023 00:00
Ekonomik şartlardan dolayı odama hapsolduğum şu günlerde beni - aslında her zaman olduğu gibi - kitaplar kurtarıyor. Kitaplar üzerinden gezip mekanları, tarihleri ve kişileri hayal gücümde birleştiriyorum. Fena da olmuyor :D fakir avuntusu Ahmet Hamdi Tanpınar'ın okuduğum ilk kitabı Beş Şehir. Birkaç sene önce belgeselde görmüştüm ve ilgimi çekmişti .Ancak şimdi okudum. Bazı alıntılar üzerinden gideceğim ve ilk kez böyle bir platformda ciddi ciddi yazı yazıyorum .Toyum çok da üzerime gelmeyin. Önsöz, Ankara, 25 Eylül 1960 "Ancak sevdiğimiz şeyler bizimle beraber değişirler ve değiştikleri için de hayatımızın bir zenginliği olarak bizimle beraber yaşarlar." Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Ahmet Hamdi Tanpınar dan önce ,onun zamanında ve ondan sonra da çok şey değişti. Her gelen eski olana dönüştü. Bambaşka yaşamlar kitapta geçen Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul da ve kitapta olmayan pek çok yerde çiçek açtı. Ben bu döngüye bayılıyorum. Anadolu acıyla kavrulan bir yer. Bu kısır döngüye sıkışmış İnsanımızın hayatına içten bakıyoruz Beş Şehir de. Tekrar tekrar yıkılan, yeniden kurulan bir "düzen" aslında her zaman bu toprakların insanlarının yaşamı oldu gibi geliyor bana. Yıkılan ve kurulan demişken. Ahmet Hamdi Tanpınar mimari hakkında da yorumlara yer veriyor. Ben kitabın İstanbul bölümüne odaklanacağım bu konuda. Detay için kitabı okumanız gerekiyor bu konuda bilgim kıt. Sayfa 133 " Asıl Türk İstanbul' u bu mimaride aramalıdır. " Sayfa 147 " Pek az yerde sanat ve mimari gündelik hayata bu kadar yakından karışır." Kısa ömrümün uzun bir bölümünde İstanbul' da oturmuş biri olarak, İstanbul'un İ sini bile bilmemek beni üzüyor. Bu utancı bir kenara bırakıyorum, İstanbul u kitaptan gezmek bile ayrı bir zevk gerçekten. İstanbul' da ahşap evlerin olduğunu
Deneme, İnceleme, Edebiyat
Beş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201914,2bin okunma