“dünya üç beş bilgisizin elinde;
onlarca her bilgi kendilerinde.
üzülme; eşek eşeği beğenir:
hayır var sana kötü demelerinde.
dedim: Artık bilgiden yana eksiğim yok;
şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
ömrüm gelip geçmiş, hiçbir şey bildiğim yok.”
rengarenk dünyada bir adam gezer;
ne zengin ne fakir, ne mümin ne zındık.
hiçbir gerçeğe dalkavukluk etmez! hiç bir yasayı tanımaz!
cesur ve üzgün, bu alacalı dünyada kimdir bu adam?
inanıyorum söylediğini candan söylediğine
ama bugünkü karar yarın bozulur çok kez.
kendi kendimize verdiğimiz sözü tutmak,
en çabuk unuttuğumuz şeydir; ne yapsak.
madem ki bu dünya bile yok olacak bir gün
sevginin bitmesine insan neden üzülsün?
aşk mı kaderi kovalar, kader mi aşkı?
daha kimseler çözemedi bu bilmeceyi,,,
kimseler çözemedi
içinde özlemini çektiğim şey arzulardan ziyade, arzulama arzusuydu; daha güçlü, daha bağımsız, daha tutkulu, daha doyumsuz istek duyma, daha yoğun yaşama, belki de acı çekmek ihtiyacıydı.
daha genç sayılırım, yeniden başlamaya yetecek gücüm var.
ama nereden başlamalı?
,,,,
bahçeler boyunca uzanan şu beyaz sokakta yalnızım,
yalnız ve özgür.