Doğru söylüyordu. En azından doğru söylediğini düşünüyordu. Çünkü dünyanın en çabuk geçen, geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığına sahipti: umut
“kişi nasıl yaşaması gerektiğini öğrenmeli. her gün üzerinde çalışıyorum. en büyük engelim kim olduğumu bilmemem. kör gibi elyordamıyla arıyorum. eğer birisi beni olduğum gibi severse sonunda kendime bakmaya cesaret edebilirim belki. bu olasılık benim için oldukça uzak” Ingmar Bergman- autumn sonata
Edebiyatçının eseri kalır, okuyucu ise ölür... Okudukça zevkleriniz incelir,daha tuhaf, daha rafine kitaplara, yazarlara el atmaya başlarsınız, bu meşgale sırasında muhtemelen hayat gailesi bakımından dibe doğru kaymaktasınızdır... Okuduklarınızı, müstesna olduğunu düşündüğünüz satırları birilerine anlatmak istersiniz, zira şahsa mahsusun hazzı kısa sürer, ömrü uzun olan paylaşmaktır... Fakat ortalığı her zamanki gibi kaba saba kelimeler, düşük cümleler işgal etmiştir, o gürültüde kimse sizi duymaz... Okumak hem bir hayat başarısızlığının, ki unutmayın okumak mağlupların işidir, hem de derin yalnızlık hissinin sebebi olup çıkmıştır... Okuduğunuz onca kitabı, hayatınızı yaptırdığınız o zorlu ve hassas meşgaleyi mezara götüreceğinizden korkmaya başlarsınız... Ve siz de bilirsiniz ki yalnız ölmek zordur, arkanızda mutlaka birkaç müttefik,birkaç şahit bırakmak istersiniz...