Sağ çıkar mıyız bu iklimden, bu mevsimden, bu yüzyıldan, bu aydan, bu günden, o günden... Bilinmez. Belki hiç yaşanmamış olur bu zaman belki de yaşanır. Biraz hüzünlü, biraz gülünç, bunların hepsi meçhul... Yorgunluk da var tabi adımlarımı yavaşlatan, nefesimi kesen, elimi kolumu bağlayan bir yorgunluk. Nedir bu telaş, bu yorgunluk, bir sonuca bağlanılmaya çalışılan amaç nedir? Bazı şeyler için çok mu geç kaldık yoksa fazla mı telaşlıyız? Çok kırgınım... Hayatımın en güzel yaşlarında, en güzel yıllarında, en güzel çağlarındayım ve yapmam gereken, yapmak istediğim onca şey varken onları sadece izlediğim için...
Eskisi gibi değilim artık, hissizleştim belki de. Dört duvar arasında çatısız bir evdeyim, evdeyim ama bütün kapılar kapalı, evdeyim ama evimi özlüyorum, evdeyim ama evsizim, evdeyim ama ev bana ait değil, evdeyim ama içinde ailem yok uzakta çok uzakta... Onun özlemini çekiyorum. Bunca şeyin suçlusu ben miyim? Değilim. Duygular öldü kimseyi sevemiyorum artık, istemiyorum eskisi gibi... Korkularım var, koca koca duvarlar ördüm insanlara. Üstelik tuğlaları kendileri verdi. Hafıza yetimi kaybettim sanırım çünkü birinin; “iyi misin, konuşmak ister misin?"Dediğini hatırlamıyorum. Hep ben gittim, ilk adımı hep ben attım, düşeni ben kaldırdım şimdi ise kocaman bir boşluktayım.