Yazdıklarını, yakılıp yok edilmeden önce yalnızca Düşünce Polisi okuyacaktı. İnsan, ardında tek bir iz bile, bir kâğıt parçasına karalanmış tek bir adsız sözcük bile bırakamadıktan sonra, geleceğe nasıl seslenebilirdi?
Duygularını gizlemek, aklından geçenlerin yüzüne yansımasını önlemek, herkes ne yapıyorsa onu yapmak, içgüdüsel bir tepkiydi. Ama gözlerinin birkaç saniyeliğine de olsa duygularını dışavurması onu ele verebilirdi.
Ama gene de ona yazmak, hep onun için yazmak, ona durmadan anlatmak, nerede olduğumu bildirmek istiyorum.
Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?
Oğuz’un bunca yalnızlık çekmesinin sebebi, şimdilerde her fırsatta tövbe eden Selim İleri gibi yazarlar değildi sadece, dönemin sanat eşrafı ve elbet okurlar da bu suça ortaktı. Halbuki çağının ötesinde kitaplar yazdığı için mahkum ettiğimiz yazar, ne kadar üzülürse üzülsün, ne kadar hırpalanırsa hırpalansın, dönüp etrafına hep aynı soruyu soruyordu.
“Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”