Giyinik otuz şilin, soyunuk iki gine.
Puan vermedi
Sir Vidiadhar Surajprasad Naipaul (1932-2018), Trinidad ve Tobago doğumlu, Britanyalı kurgu ve kurgu olmayan İngilizce eserler yazarıdır. Trinidad'da geçen erken dönem komik romanları, genişleyen dünyadaki yabancılaşmaya dair kasvetli romanları ve ihtiyatlı yaşam ve seyahat günlükleriyle tanınır. Çoğunlukla beğenilen, ancak bazen tartışmalara yol açan düzyazılar yazdı. Elli yılda otuzdan fazla kitap yayımladı. Yazar Nobel ödülü almış ve 2010 da ülkemize İstanbul'un kültür başkenti olması münasebetiyle davet edilmiş ülkede ki yönetimi beğenmediğini dile getirerek bu daveti reddetmiş. Uzun bir günlük gibi konular birbiriyle alakasız şekilde,kolay kavranamayan bir metin. Anlatıcının parçalı, zamanlar arasında sıçrayan dili başta bir dağınıklık hissi uyandırıyor, Dil kolay akıcı, sanki karşısındaki arakadaşına içini döküyor. Sömürgecilik sonrası dönemde kimlik bunalımı yaşayan Karayipli bir Hintlinin, sömürgeci kültürleri ve modern dünya düzenini "taklit etmeye" çalışırken kendi yalnızlığı ve kaosunda kayboluşunu anlatıyor. Güven ihtiyacı sürekliydi. İşe sık sık fahişeleri ziyaret ederek başladım. Bunu sadece içgüdülerim önermiyordu, okuduklarımdan da etkilenmiştim. Bu kadınların sundukları şeylerin müptelası olmuştum; az ya da çok zevk, korkunun yarattığı o ani tahrik ve ardından da bunun çabucak harcanışı. Ama bu grotesk(tuhaf-abartılı) bir işti; en az grotesk yanı da sözlük anlamıydı. Kişisel hizmet, cezalandırma, hükmetme, giyinik otuz şilin, soyunuk iki gine. (Beğenmedim kadınları aşağılıyor)(Syf.40) Churchill'i politik başarısızlıktan kurtar mak için bir dünya savaşı gerekmiştir. Oysa gerçek poli tikacı, yetenek ve kusursuzluğu yalnızca başarıda bulur. Yetenekleri ona aniden gelir. Başka zaman kötü, denge siz ve güçsüz olan o, artık cömertliğin, uzlaşmacılığın ve
TaklitçilerV. S. Naipaul · Can Yayınları · 201438 okunma
Ağıt mı? İsyan mı? Aşk mı?
10/10
·408 syf.··
2026 36. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 22:20
Benim rastladığım Ağıtların Tanrısı kitabının tüm okuyucusu bu kitabın bir yas kitabı olduğu düşüncesi hemfikirinde fakat ben apayrı bir durum hissediyorum: isyan… Sevgili Sepin İnceer gerçekten çok büyük bir acı var. Ama bu acı sizde son derece büyük bir isyana dönüşmüş. Bu bir yas ve aşk kitabı değil, isyan ve aşk kitabı olmuş sanki. Henüz ilk yüzlü sayfalarındayım ama cümlelerin isyanlığı beni çok fazla huzursuz etti. Neden bilemiyorum! Sepin Sinanlıoğlu evlatlarınızla beraber mutlu bir ömrünüz olsun dilerim. Güzel sevmişsiniz ve sevilmişsiniz vesselam. Hemde çok güzel. Herkese nasip olmayacak büyük bir bağ. Sevginizin, saygınızın bu denli kuvvetli olmasının nedeni belki de yakın ayrılık olacağı içindi. S-101 Dağcılık camiasının başı sağ olsun… Transferini sağladığım 9 kişilik dağcı grubu 25.5.2018 cuma günü gecesi Yukarı Kavrun Yaylası’na bıraktığımda gruba şöyle bir şaka yapmıştım; pazar günü geldiğimde şayet sizi sağ salim bulamazsam ve Müge Anlı’nın programına çıkarsam ne dememi istersiniz; iyi kahkaha atıldıktan sonra rahmetli Mustafa Okan İnceer aynen şunu demişti: “Sadece karıma onu çok sevdiğimi söylersin.“ Mekanın cennet olsun. Bu incelemeyi kitabı okudukça güncelliyorum. İlginç oldu doğrusu bu şekil. Şimdi sayfa 108-109-110 da bir mezar bulma olayını okuyorum. Ah, eli kolu uzun olanların ülkesi ah! Sepin Hanım bazı adaletsizlikleri anlatmaya çalışırken aslında güçlü çevresi olan insanların ne denli şu geçeci hayatta istediklerinin olduğunu da okuyucusunu şahit tutmuş. Bunun sağ yada sol görüşlü olmakla alakası yok. Bu satırlar, insanlığın nasıl bir sınıf ayrımının yapılabilirliğini de bir nevi gözler önüne seriyor. Eli kolu uzun olanların vesilesiyle boğaz hattında, Aşiyan mı, Zincirlikuyu mu olsa diye kabir aranıyor. 110’da diyor ki: “Ayrıcalıklı Türkiye’nin insanın
Ağıtların TanrısıSepin İnceer · Doğan Novus Yayınları · 2021180 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hayatınızdan Oblomovları silin
Puan vermedi·664 syf.··
2026 9. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 13:35
Okumak için bu kadar geç kaldığım için üzgünüm ama Oblomovla gerçek hayatta zaten tanışmışım okuyunca fark ettim. Sevgisi için tembelliginden vazgeçen biriydi daha fazlasınıda yapabilirdi. Kendisine kitaptan bir alıntıyla veda etmek isterim ; "Arenaya çıkacak bir gladyatör gibi değil de mücadeleyi seyreden barışçıl bir izleyici gibi doğmuş, öyle de yetiştirilmişti."
Oblomovİvan Gonçarov · Koridor Yayıncılık · 202250bin okunma
Puan vermedi
Herkese merhaba arkadaşlar bugün sizlere birlikte bir yıldızım vardı kitabının yorumu ile karşınızdayım Kitapta ailesinden Sevgi düzgün görmeyen karakterimizsin Serra ile berhan'ı okuyoruz kitapın kurgusu genel olarak gerçekten çok güzeldi insanı içine çeken bir kurguydu ama velakin her kitapta olduğu gibi bu kitapta benim beğenmediğim şeyler oldu ben yazım dilini pek kendim beğenmedim ama başka kişiler begenebilir ben kitapta serra'nın fakirliğinin bu kadar bahsedilmesine şahsen rahatsız oldum kitapta en sevdiğim karakter kesinlikle ilaydaydı gerçekten çok güzel bir karakterdi erkek karakterlerden de en sevdiğim denizdi kitapta anonim bir şekilde serra'ya mesaj atan berhan'ın aynı okulda olmaları ile başlayan aşklarını okuyoruz onunla birlikte serra'nın babasının ona bırakması onun yerine Salih denen adamın onun babası olmasını okuyoruz gerçekten bir ara selin'le Leyla'ya gıcık oldum çünkü yaptıkları hiç iyi şeyler değillerdi psikolojik olaraktan baktığım zaman psikolojilerinin bozuk olduğunu düşündüm olaylar silin sesine bakıyoruz orada kitabın sonunda şahsen berhan'a sinirlendim ben çünkü daha ortada hiçbir şey yokken tutup da serra'yı bıraktı bu benim sinirlerimi bozdu gerçekten güzel bir kitaptı ben bu kitabı 10 üzerinden 6 veriyorum başka kitaplarda görüşürüz
Bir Yıldızım VardıSara Aliyeva · Patara Kitap · 20255 okunma
Thomas Paine ve İnsan Hakları Üzerine İnceleme
8/10
·312 syf.··
2026 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 20:40
Yazar Üzerine İnceleme Liberal düşünceyi benimseyen yazarlar denilince aklımıza ilk olarak Rousseau, John Locke ve Thomas Hobbes gelse de Thomas Paine bu ve diğer liberal yazarlara nazaran biraz daha gölgede kalmış bir şahsiyettir. Thomas Paine’i diğer liberal yazarlardan farklı kılan bazı hususlar söz konusu. Kendisi tüm yönetim haklarını Leviathan’a yani devlete verilmesini savunan Thomas Hobbes ile neredeyse tamamen zıt görüştedir. Toplumsal sözleşme olmadan önce Hobbes’a göre insan insanın kurdu iken Paine ve Locke’a göre saygı ve dayanışma söz konusuydu. Thomas Paine John Locke’un monarşi ve aristokrasi konusundaki fikirlerini paylaşsa da John Locke’tan farklı olarak iktisadi açıdan “kamu yararı” ilkesini benimser, ona göre devlet sosyal devlet (yoksullara yardım eden, çocuklara ücretsiz eğitim hakkı vs.)olmalıydı, bu yönüyle biraz daha “cumhuriyetçi” Rousseau’ya yakındı. Ancak kendisi Rousseau’dan şu konuda ayrılmaktadır, her insanın doğuştan gelen doğal hakları genel iradeye göre kısıtlanamazdı. Bunun yerine şartlı rıza, yazılı bir anayasa ve temsili demokrasiyi savunmaktaydı. Eser Üzerine İnceleme Eserin çevirisini akıcı ve sade buldum, gayet güzeldi. Bu eserde her ne kadar çoğu fikirde Paine ile mutabık kalsam da bazı konulardaki fikirlerine katılmadım. John Locke nasıl Yönetim Üzerine Bir İnceleme adlı eserinde monarşinin akıl dışı ve müsrif bir rejim olduğunu Robert Filmer üzerinden eleştiriyorsa kendisi de bu eleştiriyi Edmund Burke’ün Fransız İhtilali üzerine ihtilali kötüleyen eserine cevap olarak İnsan Hakları eserinde iddialarını örnekler vererek çürütmeye çalışmıştır. Thomas Paine’e göre monarşi keyfi bir idare şekliydi, ona göre ideal yönetim şekli temsili demokrasi ile yönetilen cumhuriyetti. Ancak bu yönetim şeklinde seçim sonucunda
Duygu ve Düşünce
İnsan HaklarıThomas Paine · İletişim Yayıncılık · 201780 okunma
10/10
·112 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 23:32
Vahşetin Çağrısı, bir köpeğin macerasından çok bir kimliğin soyulup yeniden kurulma hikâyesi. Buck, yargıcın malikânesinde “aristokrat” bir hayat yaşarken Manuel’in ihanetiyle bir anda konforlu dünyanın dışına itilir ve Kuzey’e sürüklenir. Bu kırılma, romandaki en sert gerçekliği başlatır: Uygarlığın güveni bir anda çözülebilir. Kuzey topraklarında Buck’ı karşılayan şey “kar güzelliği” değil, Hudson Bay köpeklerinin hukukudur: Ye ya da yen. Güçlü kal ya da silin. Bu noktada romanın temposu yükselir; Buck’ın dönüşümü artık bir “öğrenme süreci” değil, hayatta kalma eğitimi olur. Açlık, dayak, soğuk ve takım içi rekabet Buck’ın içindeki eski içgüdüyü uyandırır. Takımın dinamiği ise romanın kalbidir: Dave’in görev ahlakı, Sol-leks’in yaralı dayanıklılığı, Pike’ın kurnazlığı, Billee’nin saf iyiliği ve Joe’nun sertliği… Hepsi Kuzey’in “karakter seçen” düzenini gösterir. Spitz’le yaşanan liderlik mücadelesi de sadece bir kavga değildir; kim yönetir, nasıl yönetir sorusunun cevabıdır. Buck burada “ev köpeği” olmaktan çıkar, kurt-köpeği kimliğine yaklaşır: güçlü, sezgisel, sert ve lider. John Thornton gibi bağ kurduğu insan figürleri Buck’ı sevgiyle tutsa da, romanda asıl ağır basan şey “çağrı”dır: Buck’ın içinde büyüyen, onu uygarlığın sınırlarından çekip alan ilkel ses. Finalde Buck’ın seçimi, sadece özgürlük değil; doğaya ait olmanın bedelidir. Sonuçta kitap şunu söyler: İnsanı da köpeği de ayakta tutan şey, içgüdüyle yüzleşebilme gücüdür.
Duygu/Düşünce
Vahşetin ÇağrısıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202443,3bin okunma