"Ve Durgun Akardı Don" romanı için; 1917 Ekim devrimi öncesi I. Dünya Savaşı ile, sonrası, Rusya İç Savaşının tarihsel olaylarını, toplumsal ve bir Don Kazak'ı olan Melehov ailesi bağlamlarında anlatan çok boyutlu bir epope denebilir. Roman sadece bir Kazak topluluğunun dağılışını değil, koca bir imparatorluğun ve kadim bir yaşam biçiminin can çekişmesini resmeden devasa bir tablodur. Don Nehri'nin ritmiyle akan bu destanda, Melehov ailesi toplumsal çöküşün bir mikrokosmosu olarak karşımıza çıkar. Birinci Dünya Savaşı'nın cephelerinden 1919'daki Yukarı Don Ayaklanması'na, "Kazaksızlaştırma" politikalarının acımasızlığından iç savaşın kardeş kavgasına kadar tarih, bireylerin üzerinden bir silindir gibi geçerken, geriye, yıkılmış yuvalar ve sarsılmış kutsallar bırakır.
Hikayenin merkezinde, sürekli bir arayış içinde kıvranan Grigory Melehov vardır. O, ideolojilerin devasa çarkları arasında ezilen, hem "Kızıllar" (Bolşevikler) hem de "Beyazlar" (çarlık rejimini destekleyenler) içinde yüksek rütbelere çıksa da aslında sadece toprağına ve geleneklerine dayanan bir "üçüncü yol" arayan trajik bir figürdür. Grişka'nın ruhu, bitmeyen bir dışlanmışlık sancısıyla doludur; savaşın vahşeti karşısında duyduğu o onurlu huzursuzluk, onu tarafsız kalmanın imkansız olduğu bir çağda yapayalnız bir hakikat arayıcısına dönüştürür.
Bu epik yolculukta, beşeri arzular ile sarsılmaz gelenekler amansızca çarpışır. Grigory'nin hayatı, vahşi ve dizginlenemez bir özgürlük tutkusunu temsil eden Aksinya ile sabırlı ve geleneksel ev düzeninin simgesi olan Natalya arasında parçalanır. Bu sadece romantik bir çatışma değil; savaşın, devrimin ve ideolojik nefretin bir ailenin biyolojik ve sosyal dokusunu nasıl lime lime ettiğinin göstergesidir. Romanın sonunda her şeyini -babasını, kardeşini ve