9/10
·721 syf.··
Beğendi
·
2026 75. kitabı
·
99 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 12:54
Kitap, 1923 ten itibaren (12 Eylül de dahil) Türkiye’nin siyasi atmosferini ve o dönemde yaşananları ayrıntıları ve belgeleri ile anlatıyor. Çok partili hayata geçiş, tek parti iktidarından DP ye, DP iktidarının adım adım diktatörlüğe doğru savrulması. Muhalefete baskı, yargı mensuplarının emekli edilmesi, Basın özgürlüğünün rafa kaldırılması, Tahkikat Komisyonu… En nihayetine askeri darbenin gelmesi. Yassıada yargılamaları. (Ya da yargı tiyatrosu/mizahı). Hukuksuz idam kararları. 1971 muhtırası ve yine ülkenin askerin yönetimine ve gölgesine girmesi. Ülkedeki kaos, anarşi ve siyasi istikrarsızlık bitmeyince yine askerin 12 Eylül 1980 de yönetime el koyması. Darbenin sağ ve sol kesim üzerinden bir silindir gibi geçmesi. Binlerce insanın tutuklanması ve işlerinden atılması, işkenceler, siyasi yargılamalar ve yeni anayasa yapılması ve sonucunda demokrasinin ciddi yara alması. Maalesef tarih tekerrür ediyor. Gücü ele geçirenler bir süre sonra güç zehirlenmesine uğruyorlar. Gücün ellerinden hiç gitmeyeceklerini vehmediyorlar. Ve bunun sonucu olarak hukuk dışı yollara sapıyorlar. Tek amaç her ne olursa olsun iktidarda kalmak. Bu uğurda yapılan herşeyi meşru görme hastalığı. Hukukun siyasallaşması ya da otoritenin/askerin emrine girmesi, sanki yargılama yapıyormuş gibi yapılması. Yazar, Türkiye’de adil ve ideal hukuk devleti için yapılması gerekenleri de şöyle sıralamış; 1. Yargı bağımsızlığı 2. Hukukun üstünlüğü 3. Şeffaflık ve hesap verilebilirlik 4. Eğitim ve kültür 5. Geçmişle yüzleşme SERİNİN İKİNCİ KİTABI. CİDDİ BİR ARAŞTIRMA ÜRÜNÜ. KAYNAK ESER VE BİR BAŞUCU KİTABI. HERKESE ÖZELLİKLEDE İLGİLİSİNE TAVSİYE EDERİM. Yazar #avmustafademirbag ıda tebrik ederim, eline ve emeğine sağlık.
Türk Siyasal Yargılamalar Tarihi - Türkiye'nin (O) HaliMustafa Demirbağ · Legem Yayınevi · 20251 okunma
7/10
·454 syf.··
2026 8. kitabı
Kötülük genlerden mi yoksa yetiştirme tarzından mı gelir? Sorunun cevabını ararken kanınız donacak. Benim gibi hem polisiye hem de Gen ve DNA ile ilgili bir bilim kurgu fantezisi arıyorsanız hiç zahmet etmeyin direkt bu kitaba başlayın. DNA'nın kalıtımı fiziksel ve mental olarak nesilden nesile aktarıldığı ve buna benzer insanın Dopamin denilen şeyin duygularımızı etkilediğini anlatan bilimsel bazı fikirleri çok derine inmeden bizim anlayabileceğimiz sade bir dille anlatmış yazarımız. Dili basit akıcılığı bilgi veren kısımlarda ağır ilerlese de konuşma bölümlerinde akıp gideceğiniz ve bazı sahnelerde sürükleneceğinizi düşünüyorum. Özellikle de Amerika'nın nasıl desem savunma için yaptığı çalışmalarda çocukları kullanması, onların fizyolojisini ve biyolojisini değiştiren ilaçlarla zehirlemeleri ve üslüne üslük bu çocukların geçmişteki birçok seri katilin genini taşıması, yok daha neler dedirttiren birtakım durumlardan sadece biriydi. Asıl korkunç olan kısma geleyim bu çocukları ikiye ayırıyorlar. Birinci gruba şiddet, +18 içerik film ve dizilerin yanı sıra hayvan öldürme, fiziksel ve mental olarak taciz ve tecavüz gibi unsurlarla onların egolarına derin izler bırakıyorlar. Diğer çocuklara ise normal bir çocuğun yaşayabileceği bir hayat tarzı sunuluyor. Burada aile kavramı ve yetiştirme tarzının ne denli önemini de bu kitapta öğreneceksiniz. İşin en korkunç tarafı şu, bu çocuklara bunu yapan aile denilen şarlatanların para alması. Çocuklar DSTI denilen araştırma tesisinde bu yaşadıkları durumları baz alarak belli başlı testlere ve ilaçlara tabi tutulup zehirleniyorlar, ta ki 3 haziran cuma gününe dek. Castillo adında bir asker soruşturmayı ele alan 3-5 kişiden biridir. Komutanlarının izni olmadan Jeffrey Dahmer'in 16 yaşındaki klonunu da bu karanlık soruşturmaya dahil
Polisiye / Gerilim
KlonGeoffrey Girard · Panama Yayıncılık · 20161,120 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Marslılar Dünyayı istila ediyor
6/10
·264 syf.··
2026 44. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2026 23:21
H.G. Wells’in 1898 tarihli bilimkurgu klasiği. Marslılar, silindir şeklinde araçlarla İngiltere’ye iner ve dev makineleriyle (tripodlar) dünyayı istila etmeye başlar. Hikâye, istilayı Londra yakınlarında yaşayan bir anlatıcının gözünden takip ediyoruz. Kızıl otlar, ısı ışınları, zehirli gazlar ve insanlığın çaresiz kaçışı... Kitap, insanlığın teknolojik üstünlüğünün bir anda nasıl hiçe indiğini ve medeniyetin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Dünyalar Savaşı, bilimkurgu tarihinin en önemli eserlerinden biri ama bugün okunduğunda biraz eski durabiliyor. Fikirleri hâlâ çok güçlü, ancak karakter ve hikâye derinliği açısından beklentiyi karşılamadı bende.
Dünyalar SavaşıH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20216bin okunma
10/10
·279 syf.··
2026 34. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2026 15:31
Merhaba herkese, bugün bilimkurgunun büyük ismi Arthur C. Clarke'ın #Rama serisinin ilk kitabı ile geldim. Seri toplamda 4 kitaptan oluşuyor, kalanı çevrilecek mi bilmiyorum. Bir de ara kitaplar var. Klasik bir bilimkurgu romanı olmasına rağmen hâlâ taze hissettiren bir kurgusu var ve birçok ödül almış. Adaylık da değil, direkt ödül. Bu arada filmi çekiliyor. Kitap 22. yüzyılda geçiyor. Güneş Sistemi'ne hızla yaklaşan devasa silindir şeklinde bir cisim keşfediliyor. Bu cisim "Rama" adını alıyor.İnsanlık böyle bir şeye daha önce hiç rastlamamış. Rama'nın bir kuyruklu yıldız mı, yoksa dev bir uzay gemisi mi olduğu sorusu büyük merak uyandırıyor. Olayların merkezinde, araştırma için görevlendirilen Endeavour gemisinin mürettebatı bulunuyor. Mürettebat Rama'nın içine giriyor ve orada bambaşka bir dünya ile karşılaşıyor. Kitabı iki bakış açısından okuyoruz: Bir tanesi Rama'yı incelemeye giden mürettebatın bakış açısı, diğeri de bilim adamları ve politikacılardan oluşan yeni kurulmuş Rama komitesinin bakış açısı. Bu iki bakış açısı tam olarak orada gibi hissettiriyor size. Sanki o anda tüm bunları haberlerde takip ediyorsunuz ya da uzayda mürettebatla birliktesiniz. Komutan Norton karakteri öne çıkıyor. Onun liderliği ve sakinliği sayesinde ekibin keşifleri düzenli ilerliyor. Norton'u çok sevdim çünkü mantıklı kararlar alıyor, aynı zamanda mürettebatını korumaya çalışıyor. Diğer karakterler biraz daha geri planda ama her biri görevde önemli bir rol üstleniyor. Clarke daha çok karakterlerin duygularını değil, bilimsel ve keşif yönlerini ön plana çıkarıyor. Yani kitaptan yüksek bir karakterizasyon beklentiniz olmasın. Clarke daha çok ortam oluşturmada ve bilim kurgu atmosferinde yetenekli. Arthur C. Clarke'ın yazım tarzı çok sade ama bilimsel detaylarla dolu. Rama'nın içindeki
Rama’yla BuluşmaArthur C. Clarke · İthaki Yayınları · 2025354 okunma
8/10
·527 syf.··
2026 4. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2026 22:27
"Ve Durgun Akardı Don" romanı için; 1917 Ekim devrimi öncesi I. Dünya Savaşı ile, sonrası, Rusya İç Savaşının tarihsel olaylarını, toplumsal ve bir Don Kazak'ı olan Melehov ailesi bağlamlarında anlatan çok boyutlu bir epope denebilir. Roman sadece bir Kazak topluluğunun dağılışını değil, koca bir imparatorluğun ve kadim bir yaşam biçiminin can çekişmesini resmeden devasa bir tablodur. Don Nehri'nin ritmiyle akan bu destanda, Melehov ailesi toplumsal çöküşün bir mikrokosmosu olarak karşımıza çıkar. Birinci Dünya Savaşı'nın cephelerinden 1919'daki Yukarı Don Ayaklanması'na, "Kazaksızlaştırma" politikalarının acımasızlığından iç savaşın kardeş kavgasına kadar tarih, bireylerin üzerinden bir silindir gibi geçerken, geriye, yıkılmış yuvalar ve sarsılmış kutsallar bırakır. Hikayenin merkezinde, sürekli bir arayış içinde kıvranan Grigory Melehov vardır. O, ideolojilerin devasa çarkları arasında ezilen, hem "Kızıllar" (Bolşevikler) hem de "Beyazlar" (çarlık rejimini destekleyenler) içinde yüksek rütbelere çıksa da aslında sadece toprağına ve geleneklerine dayanan bir "üçüncü yol" arayan trajik bir figürdür. Grişka'nın ruhu, bitmeyen bir dışlanmışlık sancısıyla doludur; savaşın vahşeti karşısında duyduğu o onurlu huzursuzluk, onu tarafsız kalmanın imkansız olduğu bir çağda yapayalnız bir hakikat arayıcısına dönüştürür. Bu epik yolculukta, beşeri arzular ile sarsılmaz gelenekler amansızca çarpışır. Grigory'nin hayatı, vahşi ve dizginlenemez bir özgürlük tutkusunu temsil eden Aksinya ile sabırlı ve geleneksel ev düzeninin simgesi olan Natalya arasında parçalanır. Bu sadece romantik bir çatışma değil; savaşın, devrimin ve ideolojik nefretin bir ailenin biyolojik ve sosyal dokusunu nasıl lime lime ettiğinin göstergesidir. Romanın sonunda her şeyini -babasını, kardeşini ve
Durgun Don 4. CiltMihail Şolohov · Altın kitaplar · 1966885 okunma
Thomas Paine ve İnsan Hakları Üzerine İnceleme
8/10
·312 syf.··
2026 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 20:40
Yazar Üzerine İnceleme Liberal düşünceyi benimseyen yazarlar denilince aklımıza ilk olarak Rousseau, John Locke ve Thomas Hobbes gelse de Thomas Paine bu ve diğer liberal yazarlara nazaran biraz daha gölgede kalmış bir şahsiyettir. Thomas Paine’i diğer liberal yazarlardan farklı kılan bazı hususlar söz konusu. Kendisi tüm yönetim haklarını Leviathan’a yani devlete verilmesini savunan Thomas Hobbes ile neredeyse tamamen zıt görüştedir. Toplumsal sözleşme olmadan önce Hobbes’a göre insan insanın kurdu iken Paine ve Locke’a göre saygı ve dayanışma söz konusuydu. Thomas Paine John Locke’un monarşi ve aristokrasi konusundaki fikirlerini paylaşsa da John Locke’tan farklı olarak iktisadi açıdan “kamu yararı” ilkesini benimser, ona göre devlet sosyal devlet (yoksullara yardım eden, çocuklara ücretsiz eğitim hakkı vs.)olmalıydı, bu yönüyle biraz daha “cumhuriyetçi” Rousseau’ya yakındı. Ancak kendisi Rousseau’dan şu konuda ayrılmaktadır, her insanın doğuştan gelen doğal hakları genel iradeye göre kısıtlanamazdı. Bunun yerine şartlı rıza, yazılı bir anayasa ve temsili demokrasiyi savunmaktaydı. Eser Üzerine İnceleme Eserin çevirisini akıcı ve sade buldum, gayet güzeldi. Bu eserde her ne kadar çoğu fikirde Paine ile mutabık kalsam da bazı konulardaki fikirlerine katılmadım. John Locke nasıl Yönetim Üzerine Bir İnceleme adlı eserinde monarşinin akıl dışı ve müsrif bir rejim olduğunu Robert Filmer üzerinden eleştiriyorsa kendisi de bu eleştiriyi Edmund Burke’ün Fransız İhtilali üzerine ihtilali kötüleyen eserine cevap olarak İnsan Hakları eserinde iddialarını örnekler vererek çürütmeye çalışmıştır. Thomas Paine’e göre monarşi keyfi bir idare şekliydi, ona göre ideal yönetim şekli temsili demokrasi ile yönetilen cumhuriyetti. Ancak bu yönetim şeklinde seçim sonucunda
Duygu ve Düşünce
İnsan HaklarıThomas Paine · İletişim Yayıncılık · 201780 okunma