Ben bir keresinde, kasaplık mesleğinin insanın ruhunda adam öldürmeye yatkınlık olduğunu gösterip göstermediğini sormuştum kasaplara; ama onlar karşı çıkmışlardı: "Biz bir hayvanı kestiğimizde gözlerinin içine bakmaya cesaret edemeyiz," diye. İçlerinden biri, daha önceden bildiği, hele hele sütünü içtiği bir ineği kesemeyeceğini söylemişti bana. Ben de onlara Vicario kardeşlerin kendi yetiştirdikleri, adlarıyla çağıracak kadar yakından bildikleri aynı domuzları kestiklerini hatırlatmıştım. "Doğru," diye karşılık vermişti bir tanesi, "ama dikkat ederseniz onlara insan adları değil, çiçek adları koyuyorlardı."
Yaptığınız iş buydu işte dünyada! Ölüyordunuz. Ölümün ne olduğunu bilmiyordunuz, öğrenmeye zamanınız olmuyordu ki. Sizi yaşama atarken dünya kurallarını söylüyorlardı, ama pundunu bulur bulmaz öldürüyorlardı. Ya Aymo’ya olduğu gibi durup dururken öldürüyordunuz, ya da Rinaldi’ye olduğu gibi başınıza frengi musallat ediyorlardı. Ama ne olursa olsun eninde sonunda öldürülüyordunuz. Kaçınılmaz bir şeydi bu. Er geç öldürülüyordunuz.
- Düşünüyor ve okuyabiliyoruz. Köylü değiliz. Makinistiz. Köylüler bile savaşın hiçbir yararı olmadığını biliyor. Herkes nefret ediyor savaştan.
- Ülkeyi yöneten bir sınıf var, akılsız bir sınıf. Hiçbirinin bir boktan anladığı yok. Bu savaş bu yüzden çıktı işte
Söylemeliyim
Yok
Yok... meydanlarda bağırmalıyım,
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.