Ama benliğinin on altida on beşini reddetmek olurdu bu. Hayatı on altıda bir yaşamak nasıl olurdu ki?
(a) Gece kelebeğinin mumun son yaktığı kısmı gibi.
(b) "Savaş meydanında dans"*" gibi. (
c) O kadar da kötü değildir belki: Çürük üzümler ülkesinde kuru üzüme kraliçe derler.
(d) Beyni, kalbi, kukusu olmayan bir çift başparmak gibi.
Gelenler bazen iyi seylerdi, bazen de iyi olmayan, felaket şeyler. Şimdi, "bazen iyi, bazen kötü" diyorum, ancak çoğu zaman, neredeyse her zaman çikip gelenler kötü olanlardı. Esaret altında kalmış bir zaman diliminde, çaresiz bir hayat için, iyi şeyler nasıl gelecekti ki?