Dizisini izledikten sonra başladığım bir kitap serisi oldu ve “iyi ki başlamışım” dedirtti. Çok iyi bir bilimkurgu serisine başladığımı rahatlıkla söyleyebilirim.
"Kader bazen bizi istemediğimiz yerlere götürebilir,ancak sonrasında eylemlerimizi kontrol edemez."
"Ya sana bütün dünyada yalnızca elli silo olduğunu ve bizim de o dünyanın mini minnacık bir parçasında bulunduğumuzu söylesem?"
Wool serisinin ilk kitabı Silo,zehirli atmosfer ve kum fırtınaları yüzünden insanlar artık Dünya'nın yeryüzünde yaşayamıyor. Onun yerine yeraltına yaptıkları,yüzlerce kat derinliklere uzanan büyük bir siloda yaşıyor. Yetkililerin bulunduğu En-Tepe hariç dış dünyayı görebilecekleri bir yer yok. Silo da yaşayan insanların antlaşmaya uygun olarak belirli kurallara uymak zorundalar. Eğer kurallara uymazlarsa dış dünyaya temizliğe gonderiliyorlar. Tecrübeli Şerif Holston siloda çignenmemesi gereken en büyük kuralı çiğniyor ve dışarı çıkmaktan söz ediyor. Holston'un yerine şerif adayı olarak gösterilen Mekanik mühendisi Juliette oluyor. Tabi işler bu karardan sonra çok değişiyor. Ben yıllar önce bu serinin önce dizisini izlemiştim ve bayılmıştım. Daha sonra kitabında da aynı duyguları mi hissedeceğimi merak ederek serinin bütün kitaplarıni aldım. Ve iyi ki okumuşum bu kitabı. Yazarın kalemini ilk defa okudum ve bu güzel kurguyu akıcı bir şekilde yazmış. Bazı yerlerinde olaylar yavaş işlenmiş ama konunun gidişatına çok uyan bir akış olmuş. Kitap bilimkurgu ve distopya türünde çok güzel yazılmış. Bazı sırların açığa çıkmaması için kimlerin feda edildiğini,insanlardan saklanan gerçekleri ve geçmişte neler yaşandığını okuyoruz. Juliette karakterini genel olarak sevdim. Hayatta kalmak için o çabaladığı yerleri okumak çok heyecanlıydı. Bernard karakterinden ise bu kitapta nefret ettim . Sırf kendi doğrularını korumak için bir sürü insanın hayatıyla oynamış. Kitabın dördüncü ve beşinci bölümü temponun daha yüksek olduğu kısımlardı. Serinin ikinci kitabını
Silo, yeryüzünün yaşanılamaz hale geldiği bir gelecekte, yerin altına hapsedilmiş bir topluluğun hayatta kalma mücadelesini, birey zihni üzerindeki sistemik baskı üzerinden ele alan sarsıcı bir eser. Anlatı, dış dünyaya dair kurgulanan "temizlik" ritüeli üzerinden inşa edilen korku kültürünü ve bu kültürün yarattığı yoğun kaygı süreçlerini yapısal bir düzlemde ele alır. Silo’nun dikey mimarisi, toplumsal hiyerarşinin fiziksel bir görünümü olarak işlev görürken; bu yapı, bireyin özgürleşme arzusu ile güvenlik ihtiyacı arasındaki rasyonel çatışmayı derinleştirir.
Metindeki "temizlik" eylemi, toplumsal düzeni korumak adına bireyin nasıl feda edildiğinin ve mantık dışı bir tabunun akılcı bir cezalandırma aracına nasıl dönüştürüldüğünün bütüncül bir göstergesidir. Karakterlerin sınırlı mekânlarda deneyimlediği klostrofobik daralma, bilincin hakikat ve yanılsama arasındaki sınırları yitirmesine, dolayısıyla ağır bir varoluşsal güvensizliğe yol açar. Bilgi akışının merkezi bir otorite tarafından manipüle edilmesi, bireylerin gerçeklik algısını bozarak onları sistemik bir yabancılaşmaya ve nihayetinde kuşkucu bir savunma mekanizmasına iter.
Sonuç olarak bu bütüncül yapı, baskıcı bir otoritenin insan doğasının merak ve özgürlük gibi temel dürtülerini engelleme çabasının yarattığı ruhsal bozulmaları ve bu baskının yol açtığı kaçınılmaz patlamayı derinlemesine ortaya koymaktadır. Howey, hakikatin fiziksel sınırlarla hapsedilemeyeceğini gösterirken, zihindeki o durağan itaat kalıplarını akılcı bir sorgulamayla yıkan, yoğun ve sarsıcı bir bakış açısı sunmaktadır.
Wool serisini bitirdim, meraklıları için söyleyeyim diziyi izledikten sonra kitabı okudum, bence böylesi daha iyi. Diziye hayran kalmıştım zaten ama kitaplar çok daha üst seviyede. Hiçbir soru cevapsız kalmıyor. Ancak üç kitap ile dizinin sezon sıralaması birebir gitmiyor, ikinci kitap bir geçmiş bir gelecek şeklinde akıyor. Üçüncü kitapta geçmiş ve gelecek birleşip farklı silolardaki karakterler tanışıyor. Muhteşem bir postapokaliptik kurgu kesinlikle çok tavsiye ederim. Yaratılan evren çok katmanlı, hikaye uzun ve karışık, karakterler çok çeşitli olduğu için söz etmeyeceğim. Diziyi izleyenler meraktan ölüyor biliyorum ama her şey gittikçe ilginçleşiyor, tempo hiç düşmüyor, ters köşeler insanı dumura uğratıyor. Siloların ne zaman ve neden yapıldığını ikinci kitapta öğreniyoruz, üçüncü kitapta ise kahramanlarımız bir umut peşinde. Bazı yanlış kararlar verilse, kayıplar yaşansa da macera çok iyi ilerliyor. Sonu da çok güzel bağlandı bence. Bir noktada gözlerim yaşarmış olabilir. En sevdiğim kısım güçlü kadın karakterler, bilgiç bir kız çocuğu, kendini bulan bir Solo… Ah Solo, adamım sen bir kahramansın, dizide kitaplardaki gibi devam etmeni çok isterim. Dune serisinden sonra en sevdiğim, en çok saran ve deli gibi takip edeceğim bir evren Silo evreni. Yazar çok iyi iş çıkarmış. Son olarak yazım hatalarıyla kitabı katletmeyi başaran İthaki yayınlarına puanım sıfır, elimdeki üç cilt Mayıs 2025 baskısı gerçekten bu şekilde basmış olduklarına inanamıyorum. Silo dizisini izleyip kitaplara geçin, kitaplar yerleşik okuma alışkanlığı olanları bile bazen zorlayacak gibi, dili akıcı olsa da detayların çokluğu ve üslubun örtülü kısımları ben bir şey mi kaçırdım hissi yaratabiliyor. Dizinin de çok çok başarılı olduğunu ve kitaptaki ana hattan kopmazsa, ilk sezonda olduğu gibi hatta
Spoiler içerir.
Hayatımda ilk defa, dizi (veya film) uyarlaması orijinalinden daha iyi olan bir kitap serisiyle karşılaştım. Dizide kesinlikle şerif ve eşinin hikayesi, Sims, Juliette ve sevgilisi çok daha başarılı ve derinlikli işlenmiş. Kitapta durduk yere çıldıran bir kadın, dümdüz bir güvenlik amiri, bahsi birkaç kere geçen ve Juliette'in kolayca ölümünü atlattığı sevgilisi ve kendini bir anda Silo şerifi olarak bulan bir Juliette ile karşılaşıyoruz.
Kitapta En Derin'in de altında olan mekana dair detaylı bir şeyler okuyacağımı hayal etmiştim ama bunun tamamen dizi uyarlamasında ortaya çıkmış olması hayretle karışık bir hayal kırıklığı yarattı. Yargıç, IT ve Şeriflerin çıkar çatışmaları, Bernard'ın Yargıç'ı nasıl oyun dışı bıraktığı, sistemini nasıl devam ettirdiğini okumak isterken yalnızca Juliette etrafında şekillenen bir hikaye beni karşıladı. Kurgunun çok başarılı olması bana kitapları okutturdu ancak maalesef seri, gerekli derinlikten yoksundu.
Üçüncü kitapta zorlama bir şekilde ortaya çıkarılan rahipler bu sebeple gereksiz geldi gözüme. Yani kitabın bitmesine 100 sayfa kala sanki yobazların 7 yaşındaki kızla evlenme törenini okumamıza artık gerek yoktu, o derinliği sağlama safhası çoktan geçmişti çünkü. Apar topar bir şekilde dünyanın aslında zehirli olmadığını keşfetmeleri de çok yüzeysel geldi bana. Yani bir tanecik sonucu şüpheli deney yaptınız ve ne hikmetse 1. silodan bir kadın size telsizle haber verdi bir anda, yüzlerce yıl 49 tane silo hiçbir şey yapamamışken.
İsyanların çıktığı, kapatılan silolarda bunlar yapılamadı mı? Ayrıca, 40. SİLOYA NE OLDU? O kadar bahsi geçtikten sonra son saniyeye kadar Tohum'da 40. silonun bir yerleşke kurmuş olmasını veya bir şekilde 18. siloyla iletişime geçmelerini bekledim ama hiçbir şey çıkmadı. O zaman biz neden
Bayıldımmm bitmesin istedim çok şükür ki devam kitabı var.
Yeraltında bir yaşam olduğunu düşünün ve bir öğreniyorsunuz ki aslında yalnız değilsiniz. Sizin gibi başka insanlar da varmış, başka silolarda varmış ama hayatta kalmanız için üç maymunu oynamanız gerekiyormuş.
Biri cesaret ediyor, sorguluyor ve olaylar başlıyor…. Şahaneydi…