Çay içmeyi ele alalım.Güne, gazetemi okurken yanında bir bardak bol şekerli çayla başlarım. Aslında çay, şekerin bahanesidir. Bir gün, şekerle gazete arasında çayın tadını pek de alamadığımı fark ederim. Koyduğum şekeri azaltır, gazeteyi bir kenara bırakır, gözlerini kapar ve çaya odaklanırım. Kendine has kokusunu ve lezzetini duyumsarım. Kısa süre sonra kendimi siyah ve yeşil çay gibi farklı türleri denerken bulurum, enfes tatlarla hassas karışımları karşılaştırırım. Bir kaç ay sonra süper markette satılanları bırakıp, çayımı aktardan almaya başlar, Çin'in Siçuan eyaletindeki Ya'an dağlarının eteklerinde yetişen, panda dışkısıyla gübrelenmiş, "panda dışkısıyla çayı"ndan ayrı bir keyif duymaya başlarım. İşte böylece çay hassasiyetimi bardak bardak damıtır ve bir çay eksperi haline gelirim. Çay içme ritüelimin ilk günlerinde bana Ming Hanedanlığı'ndan kalma porselen bir fincanda, panda dışkısı çayı sunmuş olsaydınız, kıymetini bilemez, bu özel çaya, karton bardaktaki poşet çaydan farklı davranmazdım. Hassasiyetiniz olmayan bir konuyu deneyimleyemezsiniz, tıplı uzun bir deneyimleme sürecinden geçmeden hassasiyet geliştiremeyeceğiniz gibi.