"Yani dıştan göründüğü gibi, evli bir erkeğin dul bir kadınla yaşadığı yasak bir ilişki değildi bizimkisi. İkimiz de her konuda birbirimize hep çok sadık davrandık. Toplum başka türlü değerlendirebilir ama öyle değildi hiçbir şey. Biz onunla Tanrı katında karı kocaydık."
"Bir yandan da bizim Sedat'la boşanmamız ve benim Hayri'yle beraber olduğum bir anda sosyal ortamlarda bomba gibi patladı.
Hakkımızda söylemediklerini bırakmadılar. Beni adeta vebalıymışım gibi reddetti toplum. Birkaç yakın arkadaşım dışında herkes benimle ilişkiyi kesti, hepsi Sedat'ın yanında yer aldı. Böyle olunca adeta evden çıkmaya çekinir oldum."
Zor olmuştur. Cezayı kişiler değil de toplum veriyorsa, daha ağır olur katlanmak.
"Zor olmaz mı? Bir yandan Hayri, bir yandan toplum, beni ev hapsine mahkum ettiler."
Ne kadar da çok sevmiş Hayri'yi. Nasıl da gözünü kırpmadan bütün düzenini yıkıvermiş onun için. Onun o narin görüntüsüne ilk gün aldanmış ve onu çok zayıf bir kadın sanmıştım. İnsanın tutkularının esiri olması, aşkı için her şeyi yıkmayı göze alması zayıflık mı, yoksa gücün ta kendisi mi bilemiyorum.
Çoğumuz bunları göze alamadığımız için, yaşamak istediklerimizi değil, hayatın bize sunduklarını yaşamakla yetiniyoruz. Yeniden dünyaya gelsek, yapmak istediklerimiz, şu anda yaşadıklarımızdan çok farklı olmaz mıydı? Hangisi daha doğru, hangisi daha güzel olurdu acaba?
Benim bu sefer onu Nalan için değil, kendi sorunları için çağırmam Hayri'yi çocuk gibi sevindirdi. Bu adamın duyguları nasıl da apaçık. Kızdığı da, üzüldüğü de, sevindiği de hemen yüzüne yansıyor. Uygar insanların yüzünde, zamanla daha da kalınlaşan maske onda yok.
Nalan sanırım Hayri'de en çok bunu sevdi. Hayri ona olan aşkını en şiddetli biçimde göstermiş.
"En hayret ettiğim şeylerden biri de Sedat beni bir gün olsun başka erkeklerden kıskanmadı. Kıskanmak için değer vermek gerek. Bunları da Hayri'yi tanıdıktan sonra öğrendim."
Sedat sizin gibi bir kadını çok kolay kaybetmiş Nalan Hanım. Böyle yaptığını sonradan anlamıştır ama ne fayda.