"Beni o kadar çok sevdi ki, böyle bir adama aşık olunmaz mı?"
Hafif bir gülümseme yayılıyor yüzüme. Aslında aşkların çoğu kaynağını işte bundan alır. Sevilmeyi sever insanlar. Böylece kendi seçtiklerine değil, onları sevme cesaretini gösterene aşık olurlar. Eğer onu Hayri değil de eşi böyle sevseydi, Nalan o zaman da eşine aşık olurdu.
Bizim ülkemizde mutsuz olduğu halde eşinden ayrılmaya cesaret edemeyen milyonlarca kadın var. Karşımda oturan bu genç kadın dıştan bakınca hiç de öyle cesur birine benzemiyor ama pek çok kadının yapamadığını yapmış. Hayatıyla ilgili çok cesur ama bir o kadar da riskli bir karar almış. Çok saf, çok narin ve kırılgan bir kişiliği var. Buna rağmen bunların altından nasıl kalktı acaba? Onunla ilgili her şeyi öğrenmeden bu soruya cevap veremiyorum. Onunsa konuşmak istediği tek konu var, o da Hayri .
Daha önce de psikiyatriste gitmişsiniz. Doğumdan sonra geçirdiğiniz depresyon için.
"Evet, gittim. Hastaydım ve gittim. O da beni iyileştirdi."
Şimdi nasıl bir fark görüyorsunuz?
"Buraya öncelikle kendim gelmedim, zorla getirildim. Ayrıca şu anda hasta değilim. Dertliyim, acı çekiyorum. Öyle çaresizim ki... Siz de beni anlamazsanız hiç çıkış yolum kalmayacak."
Haklı mı acaba? Ama beni diken üstünde yürütüyor. Sorularıma cevap alamıyorum. Benim hemen bir çare bulmamı istiyor.
Onun çare dediği Hayri 'yi geri getirmek. Başka bir seçenek tanımıyor.
Zor günler üst üste gelmiş anlaşılan.
"Zor günler hiç bitmedi ki benim hayatımda. Bir tek Hayri'yle yaşadığım o yedi yıl var ya, dıştan bakınca çok zor görünse de hayatımın en mutlu yedi yılıydı. Şimdi sanki her şey bitmiş gibi konuşmak yüreğimi sızlatıyor. Bu acıyı size nasıl anlatsam bilmem ki..."