bakın.
«- Ne mübarektir Konstantin beldesini alacak emîr ve ne mübarektir onun askeri.» Meâlindeki hadîs, Medine'den şimâle ve dünyanın klit noktasına doğru esen ebedî bir soluktur.
Sayfa 444·Kitabı okudu
“Ne mübarektir Konstantin beldesini alacak emîr …”
Herakliyüs harbe yanaşmadı. Geçit boyunca Bizans kuvvetlerine rastlanamadı; ve bu muazzam sefer, sadece iki dünya arasında istikbâle kalan muhasebenin temelini atan bir remz hâlinde çakıp söndü. Yalnız, Bizans'a bağlı Hristiyan Arap kabîlelerinin çoğu onlardan koparıldı. • Bakın. <Ne mübarektir Konstantin beldesini alacak emîr ve ne mübarektir onun askeri.> Meâlindeki hadîs, Medine'den şimâle ve dünyanın kilit noktasına doğru esen ebedî bir soluktur. • Bu soluk, asırlar sonra yerini bulacak; fakat müslümanlar onu anlasa da anlamasa da, hep ve her taraftan o dünyaya doğru esecektir. Batının Doğuyu mahkûm ettiği devrede de, suçu yine aynı ebediyet soluğunu anlayamamakta aramak icab edecektir.
Sayfa 444·Kitabı okudu
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İslâm felsefesi değil, İslâm hikmetleri...
İslâmiyette felsefe diye bir şey yoktur. Hikmet vardır, fikir vardır, tefekkür vardır; felsefe yok... Vâkıâ, felsefe «Hikmet dostluğu» demek ama, onunki bağımsız bir arayıcılık, İslâmınki de tam bağımlı tefekkür olduğu için, felsefeyle hiç bir alâka kabûl edemez. Onun içindir ki «Kur'ân felsefesi» denemez. «Kur'ân hikmetleri» denir. İslâm felsefesi değil, İslâm hikmetleri... Felsefe, hakikati başıboş bir merkezden yola çıkarak, sayılar boyunca «bir çok da aramanın; din ise, onu, tam bağlı olarak «Tek»i de bulduktan sonra «birçok» da tefekkür etmenin müessesesi... Bu bakımdan, din ve felsefe, biri şimâle ve öbürü cenuba doğru iki zıd hareket... Ve elbette ki, İslâmiyetçe kıymet hükmü, bu... Felsefe, hakikati bulmanın değil, ancak birbirinin yanlışını bulup çıkarmanın ve ebediyen hakikatten mahrum kalmanın âleti...
Sayfa 163·Kitabı okudu
Alıntı
- Ne mübarektir Konstantin beldesini alacak emir ve ne mübarektir onun askeri. Meâlindeki hadîs, Medine'den şimâle ve dünyanın kilit noktasına doğru esen ebedî bir soluktur. Bu soluk, asırlar sonra yerini bulacak; fakat müslümanlar onu anlasa da anlamasa da, hep ve her taraftan o dünyaya doğru esecektir. Batının Doğuyu mahkûm ettiği devrede de, suçu yine aynı ebediyet soluğunu anlayamamakta aramak icab edecektir.
TÜRKELİ Bugünkü Türkistan'ın sınırı şudur: : Doğuda Suçjav civarı (ki aşağı yukarı 99 tûl ve 40 arz) ve buradan daha şimalde takriben 94 tûl ve 47 arza çekilen mevhum bir çizgi; şimalde Sibirya; batıda Yayık ırmağı ve Hazar denizi; cenupta Gürgan ırmağı, Horasan dağları, Hindūgûş, Mus Tag (Buz dağ), Künlün sıradağları. Eski zamanlarda Moğolistan da Türkistan'ın içindeydi. Çünkü orası da Türk kalabalığı ile doluydu. Bugünkü Türkistan toparlak hesapla 5,500,000 kilometre murabbaındadır. Bugünkü Türkistan'ın, Çin'in elinde bulunan şarki bölümüne Çin Türkistan'ı, Rusları elinde bulunan garbi bölümüne de Rus Türkistan'ı denir. Bundan başka Afganistan'ın ve İran'ın Türkistan'a bitişik olan şimali parçaları da Türkistan'dır. Çinin elinde bulunan şarki Türkistan 1,500,000 kilometre murabbaındadır. Şarki Türkistan iki kısımdır : Birisi şarki Tiyanşanın cenubunda ve Tarım ırmağı boyunda Kaşgaryadır ki 1,120,000 kilometre murabbaındadır. Öteki de şarki Tiyanşanın şimalinde bulunan Çungarya'dır ki 380,000 kilometre murabbaındadır. Rus Türkistan'ı ise aşağı yukarı 3,800,000 kilometre murabbaı Garbi Türkistan şimali bölümü Kazakistan, Balkaş ve laik göl arasındaki bölümü Yedim. Aral göl cenup ve batı bölümü Harzem, Amuderya ile Sirderya aradaki bölümü Maveraünnehir adını alır. Maveraünnehirin şarki bölümüne de tahsissen Fergana denilir. Türkistan bir çöl ve bozkır denizinden ibarettir. Bu denizin ortasında Tiyanşan Dağları yahut Tanrı dağları denen sıradağlar uzanır. Tanrı dağları Türkistan'ın bel kemiğini hatta iskeletini teşkil eder. Bir insan gövdesini mütalaa etmek için önce iskeleti, bütün kemikleri, delikleri, oyukları, girintileri, çıkıntıları ile öğrenmek iyi öğrenmek için de mutlaka Tanrı dağlarını iyice bilmek lazımdır. Fakat biz coğrafyasında fazla tafsilata
TÜRK TARİHİ ÜZERİNDE TOPLAMALAR Toplayan: ATSIZ Türk tarihini görüş tarzımız yanlıştır: Milli tarihimizin anayurttan ve en eski zamanlardan başlattırılması icap ettiği hakkında bugün, memleket münevverlerinin hemen hemen hepsi anlaşmıştır. Fakat buna rağmen Türk tarihinin bir bütün olarak nasıl mütalaa olunabileceği hakkında kimsede belirmiş bir düşünce veya kanaat yoktur. Türk tarihinin Osmanlı tarihinden başlamadığını bugün herkes biliyorsa da henüz hiç kimse Osmanlı müverrihinin sülâlecilik zihniyetinden kurtulamamıştır. Tarihçilerimiz muhtelif sülâlelerin zamanlarını birbirinden ayrı devletlermiş gibi mütalaa etmek yanlışlığına hâlâ düşüyorlar. Meselâ bu tarihçilere göre Gök Türk devleti ile Dokuz Oğuz devleti veya Çağatay devleti ile Aksak Temür devleti birbiriyle hiç münasebeti olmayan ayrı devletlerdir. Keza Anadolu'da Selçük devletinden sonra kurulan Osmanlı, Karaman, Aydın, Saruhan vesaire sülâleleri hep ayrı devletlerdir. Halbuki bunlar ayrı devletler değil, aynı devleti idare eden ayrı sülalelerdir. İngiltere'de, Almanya'da, Fransa'da nasıl muhtelif hanedanlar geçmiş, fakat devlet İngiltere, Almanya, Fransa olarak kalmışsa bizde de sırası ile Kun, Siyenpi, Apar, Gök Türk, Dokuz Oğuz, Uygur, Karahanlı ilh... sülaleleri geçmiş, fakat devlet aynı Türk devleti olarak kalmıştır. Bazen, aynı zamanda birbirine zıt olan ve çarpışan iki Türk devletinin mevcut olması bu kaideyi bozamaz. Almanya'da Prusya, Bavyera, Saksonya gibi muhtelif krallıklar bulunduğu ve bunlardan bazıları, meselâ Napolyon zamanında, Fransa ile birleşerek Prusya'ya karşı savaştıkları halde nasıl Almanya yine bir Almanya telâkki olunuyorsa ve biz Bavyera'yı, Saksonya'yı ayrı devletler saymıyorsak, on dördüncü asır Anadolu'sundaki birbirine zıt beylikleri de öylece ayrı devletler saymamak,