ah her günüm doğum dünümdür benim. seni düşündükçe istediğim zaman yağmuru dinler, sana baktıkça güneşine doyarım bazen kanar içim;yanar dağ olur sana akarım kor kor ama yoksanda benimsin ve her gün doğum günümdür benim.
yeşil bir vadinin yamacında kelebekler ardında aşkın en derin yamacında her gün doğum günümdür benim
Sen sıkılma canını sana çay yaparım buğusunda demlerim gönlümün tadına aşk katıp öyle içiririm sen sıkılma yeter ki yoksa kararır gökyüzüm zifirine dalıp dalıp hayaline Yanarım hüzün gemilerim bir batar biri yine umudunla çıkarım yeter ki sen sıkılma
Masal anlatmak gerekir bazen mısralarla gökyüzünden saçılan yıldızların aydınlığına boğulmak gibi sonsuzluk nehirlerine hayranlıkla bakmak gibi bana bir masal anlat yalnız senin olduğun çünkü bir tek sen bu masalın kahramanısın bende
Roman, evlerin damını açıp okuyucuyu yatak odalarına götüren bir mahremiyetsizlik sanki.
Oysa şiir bütün heyecanını yüreklere yükleyen ve bu yüzden hep asıl kalabilen bir tür olarak bilinir.
Roman bir ifşa, şiir ise bir yaradır ve yaraları teşhir etmek ancak acıyı çoğaltır.