Ay ışığı nasıl bütün çirkinlikleri allayıp pullayıp güzelleştirirse, uzaklaşma da yaşamın çirkinliklerini güzelleştirip anı biçimine sokuyor. Uzaklaştığımız için anı olan yaşamımızı, yani iç dünyamızı, ondan uzaklaştıkça daha çok seviyoruz.
Gençler, yaşlılar kertesinde dünyalarından uzaklaşmadıkları için, dünyayı yaşlılar kertesinde sevemezler. Bu yüzden kendini öldüren gençlerin sayısı, kendini öldüren yaşlılar sayısından her zaman, her yerde daha çok ve yine bu yüzden gençleri savaşa sokup öldürtmek, yaşlıları savaşa sokmaktan daha kolay.
Ay ışığı mekanı, uzaklaşmak da zamanı güzelleştiriyor. En acı anılarımız bile, onlardan uzaklaştıkça bir buruksu gülmece tadı kazanıyor.
“Daha 1330 yılındayken yabani; korkusuz, yılmaz, kahraman anlamlarına gelmekteydi. 15.yy sonuna varıldığında unutulup giden bu olumlu kullanım yerini doğadaki vahşi aldı. Bu bir rastlantı değildi.”
“Değişmeyen tek şey değişim olduğundan, acaba insanlar, hayatta gerçekten tamamlayabilecekleri tek şey o olduğu için mi ölümü arzuluyorlar, diye düşünüyorum.”
“Neşe bulaşıcıdır falan diyorlar. Yalan. Neşe kolonya gibi bir şey. Dökünüyorsun, o an ferahlıyorsun. Sonra uçup gidiyor burnundan, elinden, üzerinden. Kasvet öyle değil ama, zamk gibi, bulaşıyor ve dokunan herkese yapışıyor.”
“… Becerebilirsin, becermelisin’den bile daha çok baskı üretir. İnsanın kendi kendine uyguladığı baskı, bir başkasının uyguladığı baskıdan çok daha ölümcüldür, çünkü kişinin kendine karşı koyması mümkün değildir. …”