Kulaklarımda çınlayan annemin o sesi, zaman geçtikçe gitgide belirsizleşmeye başladı. Kim bilir, belki de yakında annemin sesini bile büsbütün unutacağım. Bildiğim her şey benden uzaklaşıyor.
Sefalet ve zorluklar digerlerinin hafızasını kötü etkiliyor olabilir. Geçmişle, çoğunlukla bir tür miskinlik halinde yüzleşirler. Ne yapacaklarını bilmeden, geçmişi garip bir gülümsemeyle başlarından savarlar. Sanki dedikodu ya da kulaktan dolma şeylermiş gibi, kendi tecrübelerine karşı ilgiden yoksundurlar. Parça parça hatırlarlar, bunların da genellikle yaşadıklarıyla bir ilgisi yoktur. Katlandıkları onca şeyi ifade etmek için bir iki cümle yeter. Zaman zaman gençlerin bu insanlarla, "Yaşlanınca köpek gibi yaşamaya başlarlar," diye alay ettiklerini duyardım.
Hayli uzun zaman kör ve duygusuz, sürüklenip gitmiştim; kalbim hayli uzun zaman susmuş ve yoksulluk içinde bir köşeye çekilip oturmuştu, dolayısıyla bu kendimi suçlamaların, bu dehşetin, ruhumu saran bu çirkin duygunun, başımın üzerinde yeri vardı. Nihayet bir duygu uyanmıştı varlıgımda, nihayet alevler fışkırıyordu ruhumdan, bir yürek içimde çırpınıyordu! Bütün bu sefaletin ortasında aklım karışmış, kendimi esenligi ve baharı çagrıştıran bir duyguya kaptırmıştım.
"Ama," diye bagırdım adeta, "gerçekten yasak ve çirkin şeyler var, herhalde yadsıyamazsın bunu! Bir kez yasaklanmışlar işte, ister istemez bunlardan el çekmek zorundayız. Biliyorum kuşkusuz, suç var, cinayet var, akla gelebilen bütün kötülükler var dünyada, ama sırf bunlar var diye kendim de bir cani, bir katil mi olayım? "