1
ayna yoruldu
her gün yabancı yüzler taşımaktan
içindeki sır dökülüyor şimdi
bakan kendini görüyor
ayna ise sadece yokluğu
2
toprak uyandı
üstünde yürüyen ayakların yüküyle
bizi taşıdığını sanıyoruz
oysa o
bizi sabırla biriktiriyor
3
bir nar açıldı
içinde dünya kadar kan
biz
meyveyi değil
kırılmayı yiyoruz
4
kapı gıcırtısı
evin yaşlandığını söylüyor
duvarlar daha az dayanıklı
insanlar gibi
her şey eskimeyi öğreniyor
5
kapı çalındı
Okumanın icabını bilmek lazımdır fakat: Bir kitabı okurken "Ne güzel kitap," deriz, "yazar da tıpkı benim gibi düşünmüş." Yanlış! Şöyle dememiz gerekirdi: "Bunu daha önce hiç düşünmemiştim ama, galiba doğru." Yahut "Belki şimdi anlayamıyorum, birkaç gün sonra anlarım." Önce anlamak cehdi. Sonra hüküm. Yazarın gerçekten değeri varsa, düşüncesini, bir hamlede kavrayamazsınız.
Şimdi şu soru üzerinde samimiyetle düşünmek gerekir: Bizler, inanma kabiliyetimizi sağlam kulpa tutunup iyi ve güzel alışkanlıkları huy edinerek bir cevhere mi dönüştüreceğiz; yoksa kaynağımızı, her gün bir yenisi pazarlanan, eğlence dolu hayat hikâyelerinin örümcek ağına benzeyen safsataları için mi harcayacağız?
Sürekli neşeli olma hâli eskiden biraz aptallık olarak değerlendirilirdi, şimdi bir gün neşeniz kaçsa etrafınız boşalıverir; eğlenceli biri değilseniz arkadaş bulmanız bile zorlaşır.