Pdf
Yalnızca Yavaşladığında Görebileceğin Şeyler kitabının PDF’sini arıyorum. Bulunabilirse çok mutlu olurum. Şimdiden teşekkür ederim. 🌸🌸😊
1000Kitap
Vance’in İsviçre müzakereleri için "en erken yarın" demesi ve Katar ile Pakistanlı yetkilileri beklemesi, Trump yönetiminin sahadaki petrol ve Hürmüz krizini durdurmak için ne kadar zamanla yarıştığını gösteriyor. Trump kameralar önünde "İran 60 gün içinde anlaşmazsa fena yaparız" diye ültimatom verirken, Vance arkada anlaşmayı hemen yarın başlatmak için İsviçre'ye koşuyor. Çünkü 17 Haziran’da imzalanan o 14 maddelik mutabakat zaptı (MOU) çok taze, kırılgan ve sahada patlamak üzere. Trump, temmuzda Ankara’daki NATO Zirvesi’ne eli boş ve petrol fiyatları fırlamış bir şekilde gitmekten ölesiye korkuyor. Vance’in "Hürmüz’den son 24 saatte 16 milyon varil petrol geçti, kapatıldığına dair kanıt görmüyoruz" savunması, küresel piyasaları sakinleştirmek için yapılmış muazzam bir "algı yönetimi" operasyonudur. Trump daha yeni Truth Social’da "60 günlük ateşkes boyunca Hürmüz’de geçiş ücreti (toll) alınmayacak" diye tweet attı. Demek ki perde arkasında bir "ücret/haraç" krizi ya da Boğaz'ın fiilen kilitlenme riski zaten var. Vance, eski bir deniz piyadesi ve izolasyonist (içe kapanmacı) kanadın temsilcisi olarak bu savaşı en başından beri istemiyordu. Şimdi Fox News’ta "Trafik akıyor" diyerek hem ABD borsalarını korumaya çalışıyor hem de sigorta şirketlerinin ve tankerlerin bölgeden kaçmasını engellemeye çalışıyor. Vance’in "İsrail hükümeti içinde bazı görüş ayrılıkları olsa da..." itirafı çok kritiktir. İsrail, Trump’ın İran ile apar topar bu ateşkes/müzakere masasına oturmasından ve bölgede ABD bütçesini korumaya çalışmasından son derece rahatsız. Sahada ateşkesi sabote edecek hamleler yapıyorlar. Vance, Netanyahu kanadından gelen bu çatlak sesleri yumuşatmak için "Trump'ın tutumu net" diyor. Ancak unuttuğu bir şey var: Washington koridorlarında Lindsey Graham gibi şahinler,
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
1. "İran Ordusunu Yendik" Masalı ve İç Piyasa Popülizmi Trump’ın "Şimdi ABD, İran ordusunu yendi ya, popülerliğini artırmak için arkadaş olmak istiyor" cümlesi, "Hürmüz krizini" örtbas etme çabasının devamıdır. Sahada Hürmüz Boğazı daha 24 saat önce kapanmış, 17 Haziran İslamabad Mutabakatı ağır yara almış ve İsrail ile İran restleşirken; Trump içerideki tabanına ve seçmene "Biz zaten İran ordusunu yendik, her şey kontrolümüz altında" illüzyonunu satıyor. Kendi yarattığı bu "sahte zafer" üzerinden Meloni gibi Avrupalı liderleri "fırsatçılıkla" suçlayarak, dış politikadaki kırılganlığı muazzam bir narsisizm kalkanıyla gizliyor. 2. Avrupa Sağının "Atlantik" İkilemi ve Meloni’nin Reddi Trump, Meloni’nin İtalya’da popülerliğinin düşmesini çok rasyonel (kendince) bir sebebe bağlıyor: "İran’ı engelleme konusunda ABD’yi reddetmesi (Gerçi NATO da aynısını yaptı ya!)" Jeopolitik Gerçek: Giorgia Meloni, Avrupa’da "sağcı/milliyetçi" bir lider olmasına rağmen, Trump-Vance kliğinin o "izolasyonist", müttefikleri satan ve Rusya/İran ile apar topar maliyet odaklı anlaşmalar yapan çizgisine her zaman şüpheyle yaklaştı. Meloni ve İtalya Dışişleri, bütünüyle AB ve geleneksel NATO (Atlantik) çizgisine bağlı kaldı. Trump, Meloni’nin bu "ideolojik" ve kurumsal direnişini, yani ABD’nin peşine takılıp Ortadoğu ya da Ukrayna’da pervasız maceralara atılmamasını bizzat İtalyan halkının Meloni'yi cezalandırma sebebi olarak sunuyor. Arada NATO’ya da çakarak ("Gerçi NATO da aynısını yaptı ya!"), Temmuz’daki Ankara NATO Zirvesi öncesi ittifaka karşı ne kadar öfkeli ve bilenmiş olduğunu açıkça itiraf ediyor. 3. Diplomatik İntihar: İtalya Dışişleri Bakanı'nın ABD Ziyaretini İptali Bir G7 müttefikinin (İtalya) Dışişleri Bakanı’nın, sırf bu "fotoğraf" ve "yalvarma" hakaretleri yüzünden resmi
Siyaset
Yeni Güne Karşılama
Çokça zamanlar geçti, yeni güne, geceden kalan heyecanla başlamayalı. Her günün tekrarını yaşamanın yılgınlığı ile bir günün daha sonuna gelindi. Olur da gözlerim yine açılırsa sabaha, nasıl uyanacağımı şimdiden bilmek teselli midir?
Duygu ve Düşünce
Eskilerden kalma, paslanmaya yüz tutmuş bir tane...
Kaçma kararı aldım. Bir süre kendimi yalnızca hikayelerime mecbur bırakma kararı aldım. Az geçsin, şu son hafta da bitsin soyutlayacağım kendimi şu dünyadan, tıpkı ihtiyacım olduğu gibi. Ben bu değilim. Kendimi bulacağım. Kendimi buldum aslında, yalnızca orada, duvarların ardında ve benim oraya gitmem için soyutlanmam gerek. Etkilenmemem gerek. Uyarılmamam gerek. Uzaklaşmam gerek. Yalnızca kendim olmam gerek. Yalnızca, eski benin hatıralarına ulaşmak için biraz yalnızlık gerek. Ve sonra, biraz iyileşeceğim. Biraz toparlayacağım. Biraz ilerleyeceğim. Ve o biraz bana iyi gelecek, biliyorum, şimdiden öngörebiliyorum, eğer evren beni yapmaya bayıldığı gibi hayalimle yanıltmazsa buna bağımlı olacağımı biliyorum. Çünkü zaten her hafta biraz yalnız kafaya muhtaç kaldığımı hissediyor ama kendimi yalnız bırakmıyorum. Bunu yapacağım. Tekrar kalabalığa karışmadan yalnızlığımı bulacak, elinden tutacak ve onu saklandığı o yerden çıkaracağım. Onun elinden tutacağım çünkü o benimkini tutmuştu. Ve hayır, onun elinden tuttuğumda artık neden demeyeceğim. Kıskançlığım da dinecek. Sebepsiz öfke ve nefretlerim de. Sürekli dağıtmak için elimden geleni yaptığım bağlarım da sağlam kalacaklar. Yalnızca biraz daha yalnızlık... Dozunda, belki ondan biraz daha fazla tercih edilmiş bir yalnızlık... Biliyorum, hissediyorum, düzeltecek.
Şef-küsüvermiş gibi arkasını sandalyesi ile bana çevirerek: - Ohoo Süllüm. Bu ne biçim gazetecilik böyle canım? Olmazsa sen içerde, her zamanki gibi istirahat buyur, ben gidip röportajı yapayım. Süleyman Yücel diye yirmi dört punto ile senin imzanı atalım, dedi. Bunun üzerine kaşlarımı çatarak: - Şaka yapma şef, dedim; Ankara'dan günde yirmi tane üstad gelir. Bunların hangisi? Romancısı mı, şairi mi, hikâyecisi mi, eleştirmecisi mi, yoksa bunların hepsini birden yapanı mı? - İşte bu sonuncusu dedi, şef. O zaman ben ikinci sorumu yutmağı politikaya daha uygun bularak: - Yazı akşama hazır şef; göreceksin.. vesaire ile karışık, elime geçen bu fırsatın peşine düştüm. Ertesi günkü gazeteyi ve imzamın güzelliğini şimdiden görür gibi oluyordum: Ellerimi uğuşturdum. Sora sora Bağdat bulunur derler a, doğrudur. Çünkü üstad bile bulunuyor. Ve işte röportajım: Oğlumuz: Yarın Diye Bir Şey Yoktur
Kitap Alıntısı

KerZeY35

@kerzey35
·
Yazı işleri müdürü seni istiyor, dediler. Önümü ilikleyerek içeri girdim. Şöyle bir baktı ve: - Ha, dedi; sen misin? - Evet, dedim; benim. Çünkü gerçekten de bendim; fakat bu iş bu kadar açıkken cevabıma gene sinirlendi. Anlaşamıyorduk bir türlü yazı işleri müdürü ile.. ne ise. - Dur biraz, dedi. Durdum. İşini bitirdikten sonra sandalyesi ile birlikte bana dönerek: Sana bir fırsat veriyorum: Üstad Ankara'dan gelmiş. Git konuş, akşama yazını getir, dedi. Bu benim için gerçekten fırsattı. Kendimi gösterme yolunu bulmuş oluyordum. Bir geçtim mi röportajcılığa, artık afişler, reklamlar, seyahatler benim için demekti. Bu yüzden heyecanlandım ve: - Çok teşekkür ederim şef, çok teşekkür, dedim, arkasından da ilave ettim: Yalnız bir şey soracağım. Pardon, iki şey: Üstad kimdir ve üstadı nerede bulabilirim?
Sayfa 147·Kitabı okuyor