Yılbaşı ağacının yanıp sönen ışıklarıyla bir renklenip bir karanlığa gömülen odada kendini yapayalnız hissetti. Dünyada yapayalnız… Şu koca dünyanın bir noktacıktan ibaret olduğu evrende yapayalnız.
Sustukça yalnız. Konuştukça yalnız. Gittikçe daha da yalnız…
Bazen insan, kulağına bir sonraki seferin olacağını fısıldayıp duran zamanın yalanına inanır. Oysa son kez olur bazı şeyler, kimse anlayamaz. Son defa geçilir bir yoldan. Son defa görülür bir yüz. Son defa duyulur bir ses. Son defa sevilir biri. Son defa gülümsenir. Bugün var, yarın yokuz. Nasıl da bir masal gibi başlamıştı oysa gençlik, parlak ışıkları altında bu şehrin; sonra yarım kaldı hepsinin sonları bir bir.
İnsan bu yeryüzünü, göğü, yolları, bulutları, dostunu, sevdiklerini sonsuza değin kendisinin gibi zanneder bazen. Oysa onun iznini bile sormadan istediğini alıp götürür kader.
Bazen konuşmak, konuşmak demek değil. Bazen dokunmak, dokunmak demek değil. Bazen birine sarılmak bile sarılmak değil. Birine sarılmayı çok isteyip ona sarılamamak, işte bazen asıl o, sarılmak demek. Söylenememiş birkaç parça kelimenin yankısını sonsuza dek yüreğinde taşımak, içinden tekrar tekrar aynı cümleleri kendine kurmak, deniz kabuklarına fısıldamak, işte bazen asıl o, konuşmak demek.