Bu onun, köyünden uzaklara gitmek için ikinci çıkışıydı. Birincisinde yanında dayanağı, sevdiği vardı. O zaman nereye gideceğini, ne yapacağını biliyordu. O zaman sıcacık bir tarla, bir ev hayalinin peşinden koşuyorlardı. Şimdi ise yüreğinde bir korku, bir umutsuzluk vardı.
Memedin gözleri yaşardı o giderken. İçinden “kim bilir ne zaman görürüm bir daha onu” dedi. “ Belki de hiç göremem.” Gözleri dolu dolu oldu. “Dünyada” diyordu, kendi kendine “ şu dünyada ne iyi insanlar var.”
Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı görüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı.