Çok güzel bir kitap okuyup bitirdiğinde boşluğa düşersin,sanki telefonunda internet biter de birden 90’lara ışınlanırsın ya , işte tam öyle…
Eserden kısaca bahsedecek olursam;Lillian ve Madison yatılı okulda tanışıp yakın arkadaş olurlar ama yolları ayrılır. Yıllar sonra Madison, Lillian’dan üvey ikiz çocuklarına bakmasını ister. Bu çocukların en büyük özelliği, üzülünce ya da öfkelenince alev almalarıdır. Lillian, hem bu sıra dışı çocuklara bakmayı hem de kendine yeniden güvenmeyi öğrenirken; dostluk, kayıp, aile ve hayata tutunma üzerine bambaşka bir yolculuğa çıkar.
Bu kitabı okurken şunu düşündüm;”Benim çocukluğumda en büyük tehlike annemin terliği ve elektrikli sobanın yanına fazla yaklaşmaktı; bu çocuklar ise resmen alev makinesi!
Kitap bitince bir an keşke benimde sorunlarım böyle ateşli olsaydı,en azından elektrik parasından kurtulurdum diye düşündüm .
Ama bu kitap da hem kalbim hem aklım aynı anda yandı.Edebi olarak öyle güçlüydü ki insanı dostluğun,yalnızlığın ve kaybetmenin kıyısında gezdiriyor. Felsefik açıdan düşündüğümde aslında hepimiz kendi ateşimizle yaşamayı öğreniyoruz.
Olağanla olağanüstünün bu kadar güzel kaynaştığına şahit olmak büyüleyiciydi.
Son olarak da benim zihin haritamda etkileyici olan alıntıyla sonlandırmak istiyorum;
“Durumlar kötüdür,deli saçmasıdır,karman çormandır.Ama işin içinden sağ salim çıkmayı bilirsen önünde sakin,mükemmel bir zaman dilimi uzanır. O zaman dilimi de hep seni beklemiştir.”