Mademki hiç kimse ,asla,ne ihtiyaçlarını ,ne kanaatlerini,ne de ihtiraslarını tam ölçüsünde dile getirebilirdi ve insan sözü,yıldızları aşka getirmek istediğimiz zaman ,ancak ayıları dans ettirecek havalar çalabildiğimiz çatlak bir kazan gibiydi,ruhun da doluluğu bazen en hoş teşbihlerle dolup taşamaz mıydı sanki?
Bazen insan bir kitapta kendisinin de aklından geçmiş bir fikre ,ta derinden hatıra gelen silinmiş bir hayale rast gelir ki bu,en ince hissinizi anlatıyor sanırsınız.
Fakat bulutlar gibi değişen,kasırga gibi kararsız,dönüp dolaşan bir keyifsizlik nasıl anlatılır ki? Ne kelimeler dilinin ucuna geliyor,ne fırsat ele geçiyor, ne de içinde cüret buluyordu.