Yazılamayan aslın peşindeyim. Bunu, o kitapları, kendi asıl kitaplarını taklit etmeye zorlananlar biliyor. Işıklarını, insanların okuyabileceği kitaplara dönüştürenler. Her ileti eksiktir. Işık iletilemez.
Sen, yeterince onların istediği gibi yaptın. Kah eller üstünde tutuldun, kah eller üstünde tutulanlara uzaktan baktın. Birkaç hayat yaşadın. Her şeyin çoğu ve her şeyin azıyla sınandın. Kusursuzu gördün. Yapabileceğini, insanları ne kolay peşinden sürükleyebileceğini gördün. Ama iğrendin bundan, “sürüklenmek”ten iğrendiğin kadar “sürüklemek”ten de iğrendiğini gördün.
Oysa sen güzeldin, şaşılacak kadar. Bu yüzden dünya sana hazineler önermişti. Yine de sen biliyorsun ki, aslında dümdüz, bembeyaz, taptaze yüzünün ardında açıklanamaz, düzlenip dahil olamaz engebeler...
Ama bundan değildir kutsal kitapların bizden hiç söz etmeyişi; onların bile istemeyişi bizi. Onları korkutan, katmanlardan oluşan bir içimiz olmasıdır, hakiki. içtenlik ve hakikiliktir kutsal kitapları yazanların, çırılçıplak ruhların bile, “diğerlerine” anlatmaktan kaçındığı. Tanrı biliyor ya, o bile katlanamaz bir ölümlünün içtenlikle kendini keşfine.